22 Kasım 2013 Cuma

Kezban Türkiye'de

      Habersizce sizi bıraktım, maymun iştahlılığım dolayısıyla yazmaktan bıktım, başıma bir iş geldi zannetmeyin. Her şey yerinde, her şey güzel. Acele bir şekilde Türkiye’ye gittim sadece. Tatilim gelmiş. Daha doğrusu merakla beklediğim vizem, beklemediğim bir anda karşıma çıkınca, çok çok özlediğim ülkeme, evime, aileme ve arkadaşlarıma kavuşmak için tüm olanakları zorladım.

      Carte de sejour (Kalma kartı) yerleşim vizesi oluyor sanırım. Ben zamanında, hatta daha öncesinde gerekli belgeleri prefecture’lüğe(valilik) götürmüş olmama rağmen; onlar,  biz bunu yetiştiremedik, alın size geçici vize diye bir kağıt parçası tutuşturdular. Bu geçici vize de aralık ayına kadardı. Kendi kendime, benim esas kartı bu aralık ayının sonuna kadar vermezler herhalde dedim; çünkü burada işler biraz yavaş işliyor. Türkiye’de bürokratik işler yavaş mı demiştim. Halt etmişim, önce Fransa’yı görmem gerekirmiş.

      Örneğin, postane aynı zamanda banka görevi de görüyor burada. (Sanırım zaten öyle de olmalıydı.) Eşimle olan ortak hesabımız için, kendi adıma bir kart çıkarttırmak istemiştim. Adamlar üç defa pasaportumun fotokopisini istediler. Fotokopiyi kendileri çekmiş olmalarına rağmen birinde yanlış yeri çekmişler, birinde fotokopiyi kaybetmişler. Sonuncusundan hala bir haber alamadık. En sonunda vaz geçtim. Buradaki işleri kısaca özetlemiş oldum sanırım. Bu yüzden vizemi bu kadar çabuk alacağımı beklemiyordum. Alır almaz da uçak biletimi, THY’dan, ertesi gün için, 227 euro’ya İstanbul gidiş-geliş aldım. 200 TL’lik fark için Ankara’ya almamıştım. Hay zekamı seveyim. Otobüstü, taksiydi derken aynı paraya geldi, çektiğim eziyet de yanına kar kaldı. Hatta bir de bileğimi burktum. Bir dahaki sefere kesinlikle ANKARA’ya alacağım biletimi. AŞTİ’den anneciğim karşıladı beni. Taksiyle yeni evimize gittik. İlk bir hafta ev henüz tam yerleşmemiş olduğu ve benim eşyalarıma daha önce dokunulmamış olduğu için toparlanma işlerine yardım ettim. Zaten yol yorgunluğunu da ilk beş gün üzerimden atamadığım için fazla bir şey yapamadım. Sadece yeni evlenmiş olan kuzenimi ve tatlı eşini ziyaret edebildim. Bir kere de, iki arkadaşımla Tunalı yapabildim. Arayamadığım arkadaşlarım ve canımdan çok sevdiğim akrabalarım sizlerden çok özür diliyorum. 

      Daha sonrasında ise eşimi karşılamak üzere İstanbul’a gittim. İki gün sonrasında arkadaşımız Ruben geldi ve kardeşim gibi sevdiğim bir arkadaşım bizi evinde misafir etti. Çok güzel altı gün sonunda Ruben evine döndü ve biz de ertesi gün anneannemleri ziyaret etmek üzere Mersin’e doğru hareket ettik. Pegasus’la Sabiha Gökçen Hava Limanı’nından Adana, sonrasında da Havaş’la Mersin. İki kişi 71 Euro ödeyince eşim biraz dumura uğradı; çünkü bizim burada; dibimizdeki Lyon’a trenle gitmek 40 euro(cukk).   

      Nenem, dedem, dayılarım, kuzenim ve de amcam eşimi istisnasız çok sevdiler. Arada dil gibi önemli bir sorun olmasına rağmen, eşim her zamanki gibi sempatikliğiyle gönülleri fethetti. Neredeyse denize de girecektik, hava o kadar güzeldi yani; ama hepinizin biraz nasibini aldığı, en azından kulağına çalındığı meşhur salgınlardan bir iki tanesine rastladık. İkimiz de… Hem de sadece bir tanesiyle de yetinmedik. Neyse kısaca tatilimizin yarısını hasta, yatarak geçirdik. Süperdi yani.

      Ankara'da ancak bir iki tane daha arkadaşımı görebildim ve bu fotoğrafı çok da süper olmayan; ama kendisi rüya gibi olan manzarayı. Parisli Kezban farkıyla da sizlerle paylaşıyorum (Burası Los Angeles değil Ankara, tanıyamadıysanız yani). Bu arada blogum hakkında çok motive edici yorumlar aldım. Beklemediğim bir ilgi gördüm. Açıkçası çok mutluyum bu konuyla ilgili olarak da. Yeri gelmişken Ablacığım istediğin gibi yorum yazabilirsin, gerekli ayarları değiştirdim ve tabii siz de yorum yazabilirsiniz. Yorum yapmak için kan bağına ihtiyacımız yok. Sonra İstanbul ve Lyon derken, Chambery topraklarındayız yine.

      Bir hafta önce denize girebilecekken, bir de baktık ki kar yağıyor burada. Gitsek kayak yapmaya gideceğiz yani. Bakalım belki hafta sonu programında böyle bir sürpriz de vardır. Bu arada Chourchevel pistleri yarın(23.11.2013) ücretsiz olacakmış. Nedenini bilmiyorum; ama ilgilenene güzel bir haber olsa gerek. İstanbul maceramızı daha sonra detaylandırmak ve yaptığım fazladan bir iki yaramazlığı da paylaşmak üzere şimdilik hoşçakalın. Birden bire sizi boğmak istemem.

22 Kasım 2013, Albertville