10 Mart 2014 Pazartesi

Hafta Sonunun 3C'si; Couscous, Cake, Conflans

      Hafta sonunda kayın validemgile Albertville ‘e gittik. Lyon’a taşınmış olduğumuz için artık eskisi kadar sık görüşemiyoruz maalesef. Ne güzel gidip kayınvalideciğimin güzel yemeklerinden yiyorduk, azcık hoşbeş ediyorduk, 

hemen hemen her evde bulunan küçük köpeklerden olan Solea’cığımızla oynuyorduk (bu arada bizdeki asgari ücretin Avrupa'da ortalama bir evcil hayvana harcanan paradan daha az olduğunu duyunca biraz içim acımadı desem yalan olur, bi' köpek kadar değerimiz yok mu yani, diyesi geliyor insanın) ya da

 soğuk kış akşamlarında şömineyi yakıyorduk. Türkiye'ye kıyasla daha fazla şömine kullandıklarını söyleyebilirim (yakacak odun bulabildiklerindendir belki de). Özellikle dağlık kesimlerde. İlgimi çeken bir diğer konu ise; özel sistemler sayesinde tüm evi bir şömineyle ısıtabiliyorlar. Artık bu tür lükslerimiz pek olamıyor; ama biraz da benim doğum günüm dolayısıyla 

eşimin annesi meşhur kuskusundan yaptı. Yine de şanslıyım yani:) Hayatımda ilk defa kuskus yedim. Bu bizim bildiğimiz makarna olan değil. İrmikle yapılıyor. Burada Araplar kültürlerini az buçuk da olsa tanıtmış olduklarından kuskus pek meşhur. Kayın validemde de biraz Araplık bulunduğundan, bundan istifa ediyoruz, fena mı? Neredeyse her çeşit sebzeye ve ete rastlamak mümkün olduğundan Couscous Royal diyorlar. Gerçekten şahane bir şey; ama yapımı gerçekten pek meşakkatli. Kuskuslar buharda pişecek illaki. Sebzeler ayrı, etlerin hepsi ayrı ayrı pişiyor.

İki adet tencere var. Üst tarafta kuskuslar, alt tarafta sebzeler pişiyor. İşte yapan biri olunca kaçırılmayacak türden bir şey yani. Sonuç, tabii ki mide fesadı! 

Ardından benim uğraşıp uğraşıp pek de bir şeye benzetemediğim pastamı yedik. Kayın biraderim; Guillaume’un da geçmiş doğum gününü kutlayamamış olduğumuzdan, üzerine ikimizin adlarından oluşan ortaya karışık bir şeyler yapmaya çalıştım. Umarım siz de beğenirsiniz.  
      Daha sonra Guillaume’un kız arkadaşı; Lynn, Guillaume, kayınbabam ve ben ortaçağdan kalan eski şehir merkezine gittik. Özellikle yazın çiçekleriyle, kafeleriyle, çeşmeleriyle, turistleri ve manzara terasıyla çok çok güzel olan bu yer; Conflans, benim için ayrı bir önem taşır, belki de evlenme teklifini burada almamdan dolayıdır:)

 Tastamam bin yıllık (1014-2014) geçmişi olan bu güzel şehirde gezinirken kesinlikle sadece mekanda değil, zamanda da yolculuk yapacağınıza garanti veririm. Bu teyzeler de işin bonusu:) Görebileceğiniz yerler arasında 



Saint-Grat Kilisesi, 

Tarine Kapısı, (burası pek öyle gezilmiyor, yürüyüp geçiyorsunuz.)

Sarrazine Kulesi, 

manzara terası ve 

harika bir müzesi bulunmakta.

Alpler'in tam göbeğinde olan bu yerde krampon yapmayı unutmamışlar herhalde:)

 Ayrıca dükkanların girişlerindeki bu tabelalar her gördüğümde beni benden alıyor. Bayılıyorum bunlara. Bu amca bıçak bileyicisiymiş. 


Conflans denince akla ilk gelenlerden, adı neydi yaaa:P

 Ayrıca bu tarihi kapılarla ilgili hiç bir zaman unutamayacağım şey; ise ilk geldiğim akşamdır. Maganda oldukları arabayı kullanış tarzlarından ve o sessiz sakin yerde gürültü çıkaracak kadar düşüncesizce müziğin sesini açmalarından belli olan bir çift ağabeyimiz, kapalı olduğu trafik ışığınca belirtilmiş olan bir yerden geçmeye çalışıyordu. Bir tek Türkiye'de yok bu yabanilerden, ohh bee demeye kalmadan müziğin İsmail YK'ya ait olduğunu fark edip kapamıştım çenemi:) Neyseki Acun gibi konuşup da rezil etmedim kendimi, keza eşimle daha yeni tanışmıştık.

 Conflans'a veda ederken...

 Veda ederken bir de baktık ki, arkadaşım Eşşek ile sıpası. N'aber eşşek sıpası, dedim. O da bana "İİİ AAA İİİ AAA" dedi. Anlamadıysanız aii aii demek. Fransa'da böyle konuşuyormuş eşekler.

 Burada kedileri de pisipisi diye değil, minu minu diye çağırıyorlar.

 Sincapları ne diye çağırıyorlar bilmiyorum; ama zaten bu kendiliğinden gelip bana poz vermişti, kıskandırmak gibi olmasın ama Conflans'ın bazı nimetleri de bunlar işte:)

10/Mart/2014, Lyon

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Hı hı evet! Hımmm...Devam edin lütfen...hımm..