25 Ağustos 2014 Pazartesi

Lyon'da 6 Ay

Lyon'a geldik geleli Lyon'dan şöyle geniş geniş bi' bahsedemedim. Hadi şimdi bahsedelim!

Lyon Fransa’nın Paris’ten sonraki ikinci büyük şehridir. Rhone Deparmanı’nın ve Rhone-Alpes Bölgesi’nin başkentidir. Lyon isminin "lion" yani aslandan geldiğini zannediyordum ki, eski adı olan Lugdunum'dan geldiğini öğrenmiş bulunmaktayım. Hatta bunu bir arkadaşımın kızına bile anlattım, Fransızca olarak elbette. Lügdünüm, lügdünüm, lügdunum, lügum, lüyum,lyom diye diye en son Lyon olmuş dedim kızcağıza. Tabii biraz beynini yakmış da olabilirim. Böyle Lüdgünm, Bügdünüm derken derken de nüfusu, bağlı bölgeleriyle birlikte 2.2 milyon nüfusa kavuşmuş(2011). Burada yaşayanlar Parislilerin kendilerine Parisienne (evet aynen parisyen çorap gibi) dedikleri gibi Lyonnais derler (bildiğim kadarıyla kendilerine has bir çorapları yok). Şehri 9 adet bölgeye ayırmışlar. Posta kodları bu bölgelere göre değişiyor. Örneğin 1. bölgede (arrondissement) oturuyorsanız posta kodu 69001 oluyor. Buradan plakasının 69 olduğunu da çıkarabiliriz. İçinden Rhone ve de Saone Nehirleri geçmekte. Paris’ten 470 km, Marsey’den 321 km, Cenevre’den 160 km, Torino’dan 280 km uzakta. Yani yine şahane bir konuma sahip, oturduğumuz şehir. Bundan dolayı ipek ticaretinde de önemli bir role sahipmiş zamanında. Bunu bilmiyordunuz, değil mi? Hatta ipek ticaretinin başkenti diyorlar. İpek Yolu’nun sonu dersek daha doğru olur herhalde. Ayrıca enteresan bir bilgi daha... Hazır olun Fransa’nın mutfak kültürünün de bu kadar meşhur olmasının sebebi Lyon’muş. Et ve şarküteri olsun, peynir olsun, şarap olsun, balık ve deniz mahsulleri olsun bunlara erişimin rahatlığı sayesinde adamlar ünlerine ün katmışlar. Değişik, çetrefilli, kısaca üst düzey pişirme teknikleri sayesinde de insanları Nirvana’ya ulaştırmaya devam ediyorlar. Ha dün akşam ne yedin derseniz de Hint yemeği diyeceğim orayı hiç karıştırmayalım… Ya da karıştıralım. Burada sadece Fransız Mutfağı yok, diğer mutfaklar da büyük önem taşıyor. Örneğin Amerikan mutfağıyla haftada en az bir kere buluşuyoruz:) Ya da her köşe başına bir kebapçı kampanyası burada da devam ediyor. İtalyan mutfağı (kısaca pizzacı işte), Uzak Doğu (sadece suşiden ibaret değilmiş), Lübnan'ı ve Vietnam'ı da denedik vs bu böyle uzar gider. Bu arada geçen Fransa Pizza Şampiyonu’nun restaurantına gittik. Restaurant öyle ahım şahım bir yer değildi; ama pizzalar şahaneydi, hakkını yememek lazım. Pizzasını ye, hakkını yeme! Merak edenler için de adı Mamamia Pizza’ydı. Çok orijinalmiş adı gerçekten:P Odun ateşinde pişen pizzalar ooohh. Normalde pizzaları alıp evde yiyecektik; ama biraz da benim isteğim üzerine, boş yer de olunca oturup orada yedik soğumasınlar diye. Arabayı çektiler, ceza yazdılar, yazacaklar düşünceleriyle yusuf yusuf. Burada park gerçekten bir mesele.
      Ama buraya gelip de buraya has Bouchon'lardan birine uğramadan olmaz.

Günün Spesyali Kurbağa Bacağı

Lyon'a özgü yemekleri bulabileceğiniz restaurantlarda 20 euro civarında aperatif, ana yemek ve tatlıdan oluşan yemeğinizi afiyetle yiyebilirsiniz. Şimdilik önerebileceğim birini bilmiyorum. Sadece iki defa gittim; ama önermeyeceğimi biliyorum. Chez Louis diye bi' yer. Konumu şahane, bahçesi çok güzel, sevimli sempatik garsonları var; ama belki ağzımın tadı yoktu o akşam, yemekleri hiç beğenmedim.

 Bir de quenelle  diye bir şey almıştım. Onu da beğenmedim. Balıktan yapılan bir çeşit köfte gibi bir şey. Sosu falan da bir değişik geldi. Yanındaki garnitürü de, pilavı da iyi değildi açıkçası. Sanırım en iyisi et almak; ama onu da iyi pişmiş deyince kömür gibi bir şey getiriyorlar. Ne demek lazım bilmiyorum; çünkü normalde tabağınıza neredeyse möö'leyecek kadar az pişmiş bir et geliyor.    
      Yemek lafı geçince yine kendimden geçtim. Ne diyordum… Hıh Lyon! Lyon şehir merkezi  Bellecour Meydanı'nı da içine alan iki nehir arası ve nehirlerin çevreleri oluyor genellikle. Aslında burada sadece bir merkez yok; ama genelde insanlar bu civarda takılıyorlar; çünkü daha tarihi, daha turistik ve değişik mağazalar bulabileceğiniz yerler burada. İki nehri de geçip Cindrella'nın yaşadığı şatoya benzeyen La Basilique Notre Dame de Fourviere tarafı da Vieux Lyon dedikleri Eski Lyon oluyor.


Şehrin bence en önemli simgesi bu bazilik. Gidip ziyaret edebilirsiniz. Yani bizim meşhur Disco Katedral bkz. Fete des Lumieres. Çok güzel. Fotoğraf çılgınları için kaçırılmayacak fırsat ve ayrıca şehir manzarasının tadına da doyum olmuyor. Oradaki kafede kahvenizi yudumlarken hele. 


Oraya ulaşım da fünikülerle sağlanıyor, yani eski metro. Bizim İstanbul'daki Tıntın yani.
      Dünyaca ünlü La Fete des Lumieres de her 8 ekim’de Lyon'da gerçekleşiyor. Fırsatınız olursa hiç kaçırmayın derim. Dünyadaki en güzel şeylerden biri. Dünya'nın 8. Harikası. Bkz http://parislikezban.blogspot.fr/2013/12/isk-festivali-la-fete-des-lumieres_8.html
      Bu parça da sinema ile ilgilenenler için geliyor. Ziyaret edilecek yerler arasında sinemayı  icat eden Lumiere Kardeşlere ait kale var. Şu an sinema müzesi olarak kullanılıyor. Bu müzeyi ziyaret ettikten sonra hiçbir filmi bir daha aynı gözle izleyemeyeceksiniz, diyorlar. Ben daha görmedim; ama gitmek için sabırsızlanıyorum. Gitmek için adres; 25 Rue du 1er Film Place Ambroise Courtois 69008 Lyon.
      Bir de Minyatür ve Sinema Müzesi var ki, bence minyatürü de bir sanat dalı olarak saymalılar. Bu müzede de envai çeşit


 minyatürle,


filmlerde kullanılan kostümler, dekorlar vs sergileniyor. Müzeleri hiç sevmeyen kocam bile bu müzeye bayıldı. Ama bilmem ne filminde kullanılan yaratık bir sonraki ay geleceği için görme fırsatımız olamadı maalesef. Bunun için çok üzüldük:P Tamam eşim çok üzüldü. Bu arada müze için verdiğimiz 8 euro (kişi başı) da helal olsun.
      Gezilecek yerler arasında le Parc de la Tete d’Or (Altın Baş Parkı) da başta geliyor. Fransa’daki en büyük park olma özelliğine sahip olan bu parkın içinde


 büyük bir de hayvanat bahçesi mevcut.  Göl, velodrome, botanik bahçesi, gül bahçesi, sera da görebilecekleriniz arasında.

 İlk defa Işık Festivali’nde akşam karanlığında birkaç dakika görmüştüm ve büyülenmiştim. Ayrıntısı için  http://parislikezban.blogspot.fr/2014/03/fransann-en-buyuk-park-le-parc-de-la.html
      Avrupa’nın en büyüklerinden olan Güzel Sanatlar Müzesi de kesinlikle gidip görülmeliklerden. Kayınbabamla yapılacak bir etkinlik gibi görünüyor:) Zaten adam gelse de müzeye, tiyatroya, operaya  gitsek, diye bekleyip duruyorum. Ayrıca meşhur bir kukla müzesiyle, kumaş müzeleri de var.


      Nehir kenarında oturup güneşlenmek, sohbet muhabbet, bisiklet ve koşu yollarını kullanmak ve voleybol oynamak da mümkün.


Kano da nehir de yapılabilecek etkinliklerden.

Ya da gezi tekneleriyle etrafı dolaşmaya ne dersiniz?
Yani gezilecek görülecek çok yer var. Ben de gördükçe sizinle paylaşmaya devam edeceğim, her ne kadar yorum yazmasanız da, takip etmeseniz de, kendi kendime yazıyormuşum hissine terk etseniz de:P
Not: Sitenin yorum ve takip etme bölümlerinde sorun var biliyorum:)

25.08.2014, Lyon

20 Ağustos 2014 Çarşamba

2 EURO'ya Fransa'da Ne Yapılır?

      Öğlenlere kadar yardıra yardıra uyuyan ben, bugün sabahın köründe kalktım, yani 6'da. Hatta heyecandan 5.30 gibi uyanıp, tekrar yattım. Sebebi de dün Lyon'daki tek kız arkadaşım Lisa'nın


2 euroya yoga dersi bulmuş olmasıydı. Ben de aa aktivite, diye atladım hemen tabii ki. Sabah kalkabilmemde ki azim de görülmeye değerdi açıkçası, hem de eşimin yardımı olmadan. Zaten kendisi bir iş gezisinde olduğu için pek mümkün de değildi. Hatta iş gezisi de, bir öğle yemeğinden oluşuyor. Kendisi ne holding sahibi, ne şirket, hatta kobi bile değil. Sıradan işçi kategorisinde işçi; ama adamlar proje sonunda katkı sağlayan bütün çalışanlarıyla birlikte yemek yiyorlar. Tabi bunu herkes yapmıyor. Önemli bir devlet kuruluşu olduğu için. Allah devlete bak beee!!
       Neyse kalktım hazırlandım otobüse bindim, kursa gittim. İhtiyacım olan yoga halısını arkadaşım getirmişti. Dekatlon'dan 2.40 euroya almış, sağolsun. Çalışanları düşünerek planlanmış olan kurs, 7'de başladı. Yerlerimizi aldık, halılarımızı, havlularımızı hazırladık, oturduk. Hareketleri yapmaya başladık, nefesler, duruşlar... Bu arada gözleri de kapatmak lazım. Huzur mudur, enerji midir, nedir, nedendir, ben var bilmemek. Hoca gözlerinizi kapatın diyor; ama benim bir gözüm hocanın üzerinde olmak zorunda; anlamam yoksa ne dediğini. Zaten bas da bi sesi vardı, hiç anlayamam yani. Şöyle nefes alın, böyle verin falan derken, gülmemek için kendimi zor tuttum.

Allah'tan böyle şeyler yapmaya kalkışmadık, kopardım yoksa. Aman sanki yapabilecekmişim gibin:P

Ne bileyim bi komik geldi. Hele bi de ateş nefesi mi, ne öyle bişi var, aman yarabbi. Ateş, hava, su, tahta!! Dalga geçtiğimi falan düşünmeyin, sadece garip geldi. (Bayaa dalga geçtim galiba) Bi de seansın sonlarına doğru rahatlamak için uzandık, üzerimize havlularımızı örttük. Sonra hoca uyumaya başladı, bi de hafif hafif horluyordu. İki euroyu uyumak için vermeyecez, o para çıkacak bir yerden. Hareket başına kaç sent düşüyor falan hesaplatmayın bana şimdi. Ayrıca ben uyursam, beni uyandıramazsınız ona göre.

Yine de gerçekten rahatlatıcı bir şeymiş bu yoga. Nerdeyse ben de uyuyacağım yani. Gelecek hafta yine sabahın köründe kalkıp gitmeyi düşünüyorum. Bu arada iki euro da yıllık ücretmiş. OHAAAA!!

Bu haberi duyduğumda ki ifadem.
Hatta dönem başı eylül ekim gibi olduğu için onu da almadı hoca. Hakkını yedik be hoca, iki dakika daha uyusaydın keşke:)
      Dönüşte de bir daha iki euro vermeyeyim (ilki sabahki otobüs içindi, kurs için değil), bir de zen oldum ya azcık yürüyeyim, dedim. Yürürken, işe gitme telaşesindeki insanları gözlemledim biraz. Yazık yav ben elimde yoga halısı, onlar ayaklarında patenler. Ben, altımda tayt; onlar, ayaklarında şıpıdık terlikler. Yok bir daha deniycem. Ben spor ayakkabımla yürürken, onlar scooter,


yok bisiklet, yok kaykay, derken... Bunlara işe gitmiyor muydu yav, dedim. Bir kısmı gitmiyordu tamam; ama


 şu takım elbiseli amca da mı scooterıyla işe gitmiyordu acaba. Bu fotoğraftaki tam istediğim tip değil doğrusu. Çok karizmatik ağabeylerimizden de bu zımbırtıyı kullananlar var, hani bizim lüks arabalarıyla görmeye alışık olduğumuz, ayrıca da kocaman göbenkleri yok heheh:))


 Her tipten, yaştan insan kullanıyor. Tabi adamlarda bunu kullanabilecek kaldırım var. Genelde çocuklu anneler ya da çocukların bakıcıları kullanıyor. Kadın önde, çocuklar da ördek civcivi gibi arkada. Tabi bunları ezecek sürücü de yok buralarda, şansa bakın ki:) Yürüyen insan sayısı da fena değil, 30 dakikalık yürüme yolunu çoook uzun bulup otobüse biniyor olmalarına rağmen. Resmen şehir dışı muamelesi yapıyorlar. Zaten burada şehir anlayışı da bir garip ya neyse. Şehir içinde şehir. İki bitişikteki bina, başka bir şehre ait olabiliyor mesela. Bu Fransızlar cidden bi' garip.
      Bir de insanların üst üste binmediği, akraba olmak zorunda kalmadığı otobüsleri var. Ne zaman nereye gelip duracağı belli olan otobüsleri. Harika bir şey. Lyon'daki otobüs idaresinin adı TCL. Telefonunuza TCL'in uygulamasını indirip, nereden nereye gideceğinizi yazıp, dakika dakika hesaplanmış bir plan bulabilirsiniz. Hangi otobüsle, kaç dakikada, hangi durakta, durak nerede, bütün bu sorulara cevap bulabiliyorsunuz. Zaten bu program olmasaydı, evden çıkabilir miydim, bilmiyorum. Gerçekten bir dünya harikası. TCL otobüs, elektrikli otobüs, metro,

tramvayı kapsıyor. Otobüsten 2 euroya ya da biletmatiklerden 1.70 euroya ya da 10 tanesi 1.50 euroya olan biletlerle 1 saatte istediğiniz kadar yolculuk yapabiliyorsunuz. Olsun zaten, o kadar iki euro veriyoruz sonuçta. Bu yazımın başlığı iki euro olmalı sanırım.

 Şehir hattımız.
Tüm bu olanaklara rağmen eğer iyi bir nedenleri yoksa arabalarını kullanan tüm Fransızları kınım kınım kınıyorum. Resmen israf. Hem zaman, hem para, hem de çevreyi kirletiyorlar. Benciller. Neyse ki çok değiller.  Birden medeniyetin içinde yaşadığımı bir daha hissettim. MÖÖEEDÖEENÖEEYÖÖEETTT!

20.08.2014, Lyon