11 Eylül 2014 Perşembe

Angara'ya Geldim de Ne Oldu?

      Kezban tekrar Türkiye'de! Şükür ki gidip gidip geliyorum. Senede iki defa. Bu sefer eşim de gelecek, beraber deniz kenarına gideceğiz. Tatili Türkiye'de yapmayı tercih etme sebebimiz tabii ki fiyatların uygun olması. Hala Fransa'da Nice'tir, Paris'tir, Korsika'dır, yok efenim bi' okyanustur göremedim. Olsun canım kaçmıyorlar ya, diye kendimi avutuyorum:)
      Alex'ten üç hafta önce geldim. Aile ziyaretidir, arkadaşlarla eğlencedir, anca işte. Sonra da hayırlısıyla ormantik bir


Bodrum tatili bizi bekliyor olacak. Bodrum'u seçmiş olmamın sebebi ise hava atmak, aman bizim de harcayacak çok paramız var, biraz da Bodrum'da saçalım değil. Hatta en ucuz (ve de güzel) oteli bulmak için internette az debelendiğimi iddia edenin ağzını burnunu kırarım:P Gidip geldikten sonra Bodrum'u da yazmak istiyorum. Çok uğraştım. Beklentilerim yüksek:)


Bir de orada Şirin Döner diye bir yer vardı. Sebzeli döner yapıyorlardı, tadı hala damağımda. Ona da  merhaba demeden geçmiycem, hehehe:) (Evet aslında Bodrum'a gidiş sebebim bu döner :)
      Zavallı kocacım Türkiye'ye her geldiğinde otobüslerde yol boyu kesinlikle uyuyamaz -bense idmanlı olduğum için yol boyu horul horul:)- otobüslerdeki klimalardan dolayı hasta olur, bütün tatilini rezil bir şekilde geçirir.  Umarım bu sefer öyle olmayacak. Paraya da kıydık


uçak bileti (Pegasus) aldık. Bu sefer hiç bir masraftan kaçınmadık (Sanki Pegasus da en afili hava yolu şirketiymiş gibi bahsettim, suyu bile parayla veriyorlar ayol.) Bu arada uçak bileti parasına orada ne uçak, ne tren, ne arabayla hareket edemeyeceğimiz için Alex'cağızım her seferinde neşeyle karışık bir şaşkınlık yaşıyor. Oteldir, uçaktır onları şimdilik hallettiğimiz için de ben neşeyle karışık bir şaşkınlık içindeyim. İlk defa önceden bir şeyi planlayarak yapıyorum sanırım. Ben de o rahatlığın huzurunu yeğenlerimle çıkartıyorum. Ama yeğenlerimi nereye çıkartayım bilemiyorum. Lyon'da olsa her çocuklu aile (anne, baba, bakıcı ve belki de teyze:)) gibi rahat rahat otobüse biner, istediğim yere giderdim. Kendim bile burada otobüse binerken korkuyorum. Daha binmeden hareket etmeler, kanatlanarak uçmalar, karşı şeride geçmeler vs. Ayakta diğer yolcularla akraba gibi yolculuk etmeyi fark ettiyseniz saymadım bile:) Yeğenlerimle gideceğim yerler de muhtemelen başta Tete d'Or (değişik yaş gruplarına göre çocuk parkı bulunması,

Naaber cınıım?

 hayvanat bahçesi, gölü, treni vs.sinden ötürü), alışveriş merkezindeki çocuk tırmanış parkuru, güzel sanatlar müzesi ya da herhangi bir başka müze (bak onlara göre ne var hiç düşünmemiştim!), evimizin dibindeki ve henüz benim hiç gitmediğim havuz, nehir kenarındaki çocuk parkı gelirdi.
      Ankara'ya gelince ne yapacağımı şaşırdım. Nereye gitsek diye kara kara düşünüyorum. Hem de kendi büyüdüğüm şehirde!! Resmen fiyasko. Çocuk yeşil bir yerlerde yürüyüş yapalım, dedi. Aklıma Seğmenler'den başka bir yer gelmedi. Allah'tan orası var. Çocuk parkı da var, hıh tam bize göre dedim. Şansa bak ki yağmur yağdı o gün, gidemedik. Otobüsle Kızılay'a gittik, okul çantası almaya.

Şuna bak, tabii ki kapı açık + yarışıyorlardır eminim!

Otobüse binmek zaten onun için oldukça ilginç bir deneyimdi. Hayatında sanırım ikinci defa kullandı. Her şey onun için yeniydi. Ücretler, koltuklar, insanlar, kokular... O insanları gözlüyordu, ben de onu:) Durak kavramı bile onun için yeniydi. Neyse ki zeki bir çocuk da ilk anlatışta her şeyi anlıyor. Bazen de öyle sorular soruyorlar ki "Lan ben bunu hiç düşünmemiştim, dur bi' düşüneyim." diyorsunuz. (Siz "lan" demeseniz de olur.)


 Zaten en büyük filozoflar çocuklarmış -öyle okumuştum bir yerde-. Kızılay'a gidince benim minik kuzum Kızılay'ın ne olduğunu anlamakta biraz zorluk çekti. Burası Kızılay mı, burası da mı Kızılay, ya şurası.. diye sormadık yer bırakmadı. Pasajlar, dükkanlar, bozuk panolar AVM çocuğu yeğenime farklı geldi doğal olarak. Dışarıdan meyve suyu aldığım sırada da


 musluklarından fanta akan caaanım Ankara'mın suyuyla yıkanan meyveleri ve bu sularla yapılan buzların içinde saklanan şişelerin, ne gibi yan etkileri olabileceğini de düşünmeden edemedim. Bu arada kimi arasam hasta, ya çıkamıyor ya bir şey. Resmen boşuna geldim gibi olmuş oldu. Hay a.q. Has Ankaralılara bunu yapan suyun, Fransa'dan gelen mazlumlara neler yapabileceğini de hayal dahi etmek is-te-mi-yooo-ruuum. Yine de her şeye rağmen çocuk her yerde çocuk Fransa'da da olsa, Türkiye'de de AVM de de, Kızılay'ın göbeğinde de. Hep kendilerine has bir düşünme tarzları mevcut, neyse ki.


      Şu sıralarda herkesten mutlu bir haber alıyorum. Minik bebişler geliyor dört bir yandan. İhi! Hatta benim için dünyanın dört bir yanından. Onlar adına çok mutlu oluyorum ve kolaylıklar diliyorum sevgili taze annelere:)) Bize gelince; benim daha yapacak çok işim var orada, önce onları halletmeliyim. Sonra bakarız:) Öpüldünüz:*

12.09.2014/ Ankara