18 Ocak 2015 Pazar

En İyi Arkadaşım Müstakbel Bir Papaz


Herkese Merhaba,

      Uzun zamandır görüşemedik, özledim sizleri. Okul, ders, dert, hayat memat derken hayat geçiveriyor. Bir sürü önemli olaylar yaşanıyor ve ben haklarında bir kelime bile yazmamış oluyorum. Ne yapalım " Je suis Charlie!" de böylece geçmiş olsun:(


      Ben bu yukarıda bahsettiğim olayın hiçbir kahramanı gibi olmamak için, yaşadığım toplumu öğrenmeye çalışıyorum. Kültürünün, dilinin, alışkanlıklarının bana garip gelen taraflarını kendi içimde özümsemeye çalışıyorum. Bugün din değiştireceğimden değil; ama bu söylediklerimden dolayı Pazar Ayini'ne katıldım. İlk pazar ayinime, -pek sık da katılacağımı zannetmiyorum ama- çok sevdiğim bir arkadaşım olan Thang ile katıldım. Kendisi koyu bir inanandan fazlası, ayrıca papaz da olmak istiyor ve çalışmalarını bu yönde gerçekleştiriyor. Bu yüzden ayine onunla katılmış olmam benim için artı bir yan taşıyor. Bana gereken yerlerde açıklamalar yaparak, beni yönlendirerek, duaların yazılı olduğu sayfaları göstererek bana yardımcı oldu. Ben de elimden geldiğince olayları takip etmeye çalıştım. Örneğin herkese yemesi için dağıtılan Hz. İsa'nın bedeni ve kanını simgeleyen ekmek yeme ya da bağış toplama seremonilerine katılmadım; ama İncil'de yazan bölümler okunurken içeriği anlamaya, ilahiler söylenirken bundan keyif almaya ("animatrice" dedikleri ilahi okuyan hanım ablanın sesi çok güzel ve etkileyiciydi zaten) ya da etrafımızdaki kişilerin ellerini sıkarak huzur ve barış dileklerimi iletmeye gayret ettim. Az önce bahsettiğim ekmeğin içinde Hz. İsa'nın herhangi bir parçası olmadığını öğrendiğimde ;ise kendimi bu topluluğun içinde biraz daha rahat hissetmeye başladım. Hz İsa'ya zaman zaman "L'agneau de Dieu" yani Allah'ın Kuzusu, dediklerini de öğrendim. Gelenler genellikle orta yaş olmakla birlikte, küçük çocuklarıyla gelen yalnız anneler de belirli bir çoğunluğu oluşturuyordu. Tabi bir de sadece gözlem için gelmiş olan "kendim" ve sevgili sınıf arkadaşım Thang. Fransa'daki en iyi arkadaşlarımın koyu birer inanan olacağı ve bunlardan iki tanesinin din görevlisi olmak isteyeceği aklımın ucundan geçmezdi açıkçası. Ders çalışmak bahanesiyle evime zaten davetli olan Thang ile sizlerle paylaşmak üzere küçük bir de röportaj yaptım. Umarım beğenirsiniz. Beğenirseniz devamı da gelecek.


Ben: Röportajımıza biraz sizi tanıyarak başlayalım isterseniz.
Thang: Adım NGUYEN VAN Thang. (Nguyen Van soyadı oluyor).1987, Vietnam doğumluyum. Babam emekli çiftçi, annem ev hanımı. Beş kardeşiz. Ben ortanca kardeşim.

B: Fransa'ya ne zaman ve ne amaçla geldiniz?
T: Fransa'ya eylül 2013'te, eğitim amaçlı geldim.

B: Hangi alanda eğitim görüyorsunuz?
T: Zaten üniversitede tarih eğitimi gördüm. Tarih benim tutkum. Şu anda da daha sonra teoloji (din felsefesi) görebilmek amacıyla Fransızca öğreniyorum.

B: Peki neden teoloji alanında eğitim görmek için Fransa'yı seçtiniz? Daha iyi bir eğitim mi alacaksınız?
T: Bir congregation'un üyesi olduğum üzere, formasyon görmem için buraya gönderildim. Çünkü bizim congregation'un kuruluş merkezi Fransa. E doğal olarak bizden de Fransa'nın ve congregation'un kuruluşunu, tarihçesini daha iyi anlamamızı bekliyorlar.

B: Congregation'un ne olduğunu biraz açıklayabilir misiniz?
T: Congregation, dini bir kuruluş, bir organizasyondur. Sofuların dua etmek ve başkalarına yardım etmek için bazı kurallar çerçevesinde birlikte yaşadıkları yerdir.

B: Neden böyle bir yol seçmeyi uygun gördünüz?
T: Nesillerdir katolik olan bir ailede dünyaya geldim. Açıkçası papaz olmak benim çocukluk hayalimdi. Tanrı'nın çağrısını duymuş olmamla birlikte, bu yolu özgür bir birey olarak seçtim.

      Bu arada arkadaşımın üniversiteyi iyi bir dereceyle bitirdiğini ve alanında gerçekleştirebileceği eğitimleri için de bursu olduğunu eklemeden geçemeyeceğim. Böyle bir alanda istediği her türlü işi gerçekleştirebilecekken, papaz olan amcasının ona gösterdiği yolu takip etmiş.

B: Oldukça zahmetli bir yol seçtiğinizi tahmin ediyorum. Sizin için bu işin zorlukları nelerdir?
T: Öncelikle yeni bir hayata başlamak için ailemi, arkadaşlarımı ve sosyal ilişkilerimi bırakmış olmak. Sonra bu iş sadakat gerektiriyor.

B: Sadakat... Kime karşı?
T: Kendinize karşı. Çünkü bu yolu terk eden insanlar olabiliyor. Kolay değil. Evlenip, çoluk çocuğa karışamıyorsunuz mesela. Tutmamız gereken üç sözümüz var.
Yoksulluk: Alçak gönüllü bir hayat yaşamak zorundasınız. Tutumlu olmalısınız, savurganlığa hayatımızda yer veremeyiz.
İtaat: Üslerimize itaat etmek zorundayız. Öyle fazla sorgulamak, kurcalamak yok. Örneğin topluluğa katılmadan önce yapılan görüşmede "Sizi Filipinler'e göndersek gider misiniz?" demişlerdi, "Evet!" demiştim. Sonuç olarak Fransa'dayım. (Gülüşmeler)
İffetlilik: Evlenip, çoluk çocuğa karışamayız. Arzularımızdan arınmak durumundayız.

      Yine araya girmek istiyorum. Thang'in baba olamayacak olmasından dolayı da üzgünüm açıkçası; çünkü o kadar babacan ve sevecen bir tavrı var ki anlatamam. Yazık resmen harcanıyor, diyeceğim, ayıp olacak.

B: Eğitimlerinizden sonra ne yapmak istiyorsunuz?
T: Vietnam'a geri dönmek istiyorum. Amaçlarıma ulaşabilirsem, papaz olacağım.

B: Bir papaz hayatını nasıl kazanır?
T: Ekonomik durumu yerinde olan insanlar, para yardımında bulunuyorlar; ama bu durum çok nadir. Bu yüzden papazlar da herkes gibi çalışmak durumunda. Yani hastanede papaz olan bir doktorla karşılaşmanız mümkün. Çalışmak gerek, gökten para yağmıyor maalesef. (Yine gülüşmeler, zaten arkadaş güler yüzlü olduğundan, birlikteyken hep gülüşürüz.)

B: Laiklik hakkında ne düşünüyorsunuz?
T: Tarihte kilisenin oldukça güçlü ve zengin olduğu dönemleri görüyoruz. Para ve toprak sahibi. Ancak tüm bunlar verilen sözlerin tutulmasını imkansızlaştırıyor. Böyle bir güç, arzularla birlikte geliyor ve ilkelerimizden biri olan fakirlik sözünün tutulmasına izin vermiyor.

B: Sizinle daha uzun konuşmak, paylaşmak isterdik; ama röportaj yabancı dilde olunca* her iki taraf için de yorucu oluyor. Son olarak okuyucularımız için eklemek istediğiniz bir şey var mı?
T: Güzel ağırlamanızdan dolayı teşekkür ederim. Yemekler çok güzeldi.
B: Afiyet olsun!
T: Herkesin bir dini tercihi, kendi kapasitesi, kendi yetenekleri vardır. Hayatımızda yaşadığımız şeylerden pişman olmamak için bunları iyi değerlendirmeliyiz, çünkü hayat çok kısa ve zaman hızla geçiyor.

*Röportajı tabii ki Fransızca gerçekleştirdik. Aslında o devam edebilirdi; ama beynime dolan tonlarca bilgi yordu beni açıkçası, itiraf ediyorum. Bu arada umarım herhangi bir şeyi yanlış falan tercüme etmemişimdir, ettiysem de kusura bakmayın ama yapacak bir şey yok:)

      Umarım arkadaşımla gerçekleştirdiğimiz sohbetimizden hoşlanmışsınızdır; çünkü ben onunla konuşmaktan büyük keyif alıyorum. Bir daha ki röportajımda bana yardımcı olmak için önerileriniz varsa lütfen çekinmeden paylaşın; keza daha işin acemisiyim. Haydi hepiniz öpüldünüz. Sevgiyle kalın!

18.01.2015/Lyon

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Hı hı evet! Hımmm...Devam edin lütfen...hımm..