26 Nisan 2015 Pazar

Bir memlekette Atatürk yoksa; cumhuriyet nasıl kurulur?

     


 Kiraz Zamanı


      Kiraz zamanının yaklaştığı şu günlerde sizi gaza getirmek gibi olmasın; ama Les Chansons Françaises Francophone yani Fransız Şarkıları dersinde harika bir şarkı öğrendik. Aslında işlediğimiz bütün şarkılar muhteşem. Tarihi ve edebi değerlere sahipler. Umarım diğerlerini de sizinle paylaşma olanağını bulurum. Tabii isterseniz:) Stromae'den Papa Ou T'es? yi işlemiyoruz yani:) Ve sizinle paylaşmamanın yazık olacağını düşündüm.

                             

Le Temps des Cerises


Quand nous chanterons, le temps des cerises
Et gai rossignol et merle moqueur
 Seront tous en fête
Les belles auront la folie en tête
Et les amoureux du soleil au coeur
Quand nous chanterons, le temps des cerises
Sifflera bien mieux le merle moqueur

Mais il est bie court le temps des cerises
Où l'on s'en va deux cueillir en rêvant 
Des pendants d'oreilles, 
Cerises d'amour aux robes pareilles 
Tombant sous la feuille en gouttes de sang. 
Mais il est bien court le temps des cerises 
Pendant de corail qu'on cueille en rêvant. 

Quand vous en serez au temps des cerises 
Si vous avez peur des chagrins d'amour 
Evitez les belles! 
Moi qui ne crains pas les peines cruelles 
Je ne vivrai point sans souffrir un jour. 
Quand vous en serez au temps des cerises 
Vous aurez aussi des peines d'amour. 

J'aimerai toujours le temps des cerises 
C'est de ce temps là que je garde au coeur 
Une plaie ouverte. 
Et Dame Fortune en m'étant offerte 
Ne pourra jamais fermer ma douleur, 
J'aimerai toujours le temps des cerises 
Et le souvenir que je garde au coeur. 


Çeviri: Hakiki Parisli Kezban

Kiraz Zamanı

Şarkı söyleyeceğimiz zaman, kiraz zamanı
Ve neşeli bülbül ve alaycı karatavuk
Hepimiz kutlama yapacağız
Güzellerin aklında çılgınlıklar olacak
Ve yüreğinde, güneşe aşıklar
Şarkı söyleyeceğimiz zaman, kiraz zamanı
Alaycı karatavuktan daha iyi fısıldayacak 

Ama kiraz zamanı gerçekten çok kısa
Öyle ki biz hayal kurarken geçip gidecek
Kulağımıza astığımız kiraz küpeler,
Kiraz aşkı aynı elbiselere
Sayfa altına düşen kan damlaları
Ama kiraz zamanı gerçekten çok kısa
Hayal kurarken topladığımız mercan küpeler

Kiraz zamanı geldiğinde
Eğer aşk acısından korkuyorsanız
Güzellerden kaçının
Ben ki; acımasız cezalardan korkmam
Acı çekmeden bir gün bile yaşamayacağım
Kiraz zamanı
Siz de aşk acısı çekeceksiniz

Kiraz zamanını hep seveceğim
Kiraz zamanı öyle bir zaman ki kalbimde taşıdığım
Açık bir yara
Ve Bereket Tanrıçası,  bana sunulsa
Acımı dindiremez
Kiraz zamanını hep seveceğim
Ve hatırasını hep kalbimde taşıyacağım


      Bu çeviri işi gerçekten çok belaymış. Bir daha bu şeye kalkışmayayım bence. Çeviri yapan arkadaşlara buradan selamlar saygılar. Umarım biraz olsun düzgün çevirebilmişimdir ya da en azından bir şeyler anlayabilmişsinizdir. Biliyorum anlaması zor, fiilleri ben de bulamadım:) Eğer siz bulduysanız ya da daha güzel bir çeviri öneriniz varsa her zamanki gibi önerilere açığım. Kendisi çok güzel ve duygulu bir aşk şarkısı olabilir belki; ama öğretmenimizin dediğine göre Fransa'da herkesin tanıdığı ve özellikle solcuların yürekten bildiği bu şarkı o kadar da basit bir hikayeye sahip değil. Belki bu hikayeyle daha iyi anlama olanağına kavuşursunuz.


      1866 da Jean-Baptiste Clément tarafından yazılmış ve Antoine Renard tarafından bestelenmiş. Ama bu şarkı çok sıkı biçimde 1871 la Commune de Paris ile ilişkilendirilmiş. 18 Mart 1871 ve 21 Mayıs 1871 arasında süren ve Semaine Sanglante ile biten bir halk ayaklanması; La Commune de Paris.

Blanche Meydanı Barikatı kadınlar tarafından tutulmuş.

Meclisin halk tarafından eşitçe seçilmesi gerektiğine inananların ayaklanması. 1870 Prusya (o zamanki Almanya diyelim) - Fransa savaşından sonra ki yenilgiye tepki gösterenlerin ayaklanması; bu La Commune de Paris. O zamanın önde gelen entellektüelleri Emile Zola, Guy de Maupassant falan hep karşı çıkıyorlar bu ayak takımına. Victor Hugo ve o zamanlar lafı pek geçmeyen en büyük Fransız yazarlarından Arthur Rimbaud ise halka destek veriyor. O zaman ki Cumhurbaşkanı Adolphe Thiers Versaille da askerleri örgütlüyor ve Paris'teki ayaklanmayı durduruyor. Ama bununla da durmuyor. 

Bir hafta boyunca sokaklarda kimi görse vuruyor bu askerler.  Yani Semaine Sanglante (Kanayan Hafta) gerçekleştiriliyor. Çok büyük bir kıyım yapılıyor. Sayısı tam olarak bilinemese de 15000 ile 30000 arası kişinin öldürüldüğü söyleniyor. Korkunç bir hikaye. İşte Fransa da böyle böyle demokrasiyi buluyor. 

Öle öldüre, hakkını kendi tırnaklarıyla söke söke bir kaç yüz yıl içinde alıyor. Hım biz mi? 

Atatürk, diye biri geliyor. 23 Nisan, diye bir günde halkın seçtiği temsilcilerden oluşan Türkiye Büyük Millet Meclisini kuruyor. Ne tuhaf değil mi? Bir kişi bile Cumhuriyet için tırnağının ucunu bile incitmeden oluveriyor. Sonra da aynı insanlar bugün cumhuriyet için savaşmadıkları için olsa gerek, cumhuriyete karşı savaşıyor. Gerçekten ne tuhaf bir dünya.

Çocuklara adanmış bir günü kutlayan tek ülke; Türkiye'dir.

 Geçmiş 23 Nisan Egemenlik ve Çocuk Bayramı'nız kutlu olsun!

 26.04.2015, Lyon




19 Nisan 2015 Pazar

Fransa'da Batıl İnançlar ve Kökenleri

Selam!

      Bakın sözümü tutuyorum ve ilk pazarımı boş geçmeyip, yazıyorum. Hem de söz verdiğim konu üzerine. Devamı gelecek!!! Onedio'yu yıkıp geçeceğiz. YİHAAA!! (Ihımmm) Neyse gevezeliği geçelim. Uzun zaman önce aldığım bir istek üzerine (İremciğim sonunda evet, bu parça senin için geliyor) batıl inançlar üzerine yazmak istiyordum; ama bunun için yeterli kaynağım yoktu maalesef. Aç interneti, bak, değil mi? Ama yok ben illaki bir Fransız'dan canlı canlı duyacağım.
      Sanırım martın 13'üydü. Bir cuma günüydü. Her şey yolunda gibi görünüyordu. Zaten yolundaydı da. İlla 13 cuma diye kötü bir şey olacak değil. Üstelik cuma günleri sevgili öğretmenimiz Florance' la yaparız derslerimizi. Daha eğlenceli geçer dersler. Neyse efenim o da bize bir sürpriz hazırlamış. Hani cuma, hani 13 ya. Batıl inançlar üzerine yaptık dersimizi. O kadar çok ki bu batıl inançlar. Çoğu da Avrupa'dan çıkma zaten. Orta çağın o karanlık, o pis, o puslu günlerinden çıkma. Herhalde o yüzden batıl diyoruz da doğul demiyoruz. Bariz batıdan gelmiş. Gerçi doğuda da batıl inançlar yok mu, illaki var. Onlardan da bahserim, meraklanmayın.

      Fransa ile başlayalım. Bu, cumanın 13. güne denk gelmesi biraz karışık bir durum aslında. Tamam uğursuzluk getirdiğine inanıyorlar; ama uğur getirdiğine de inanıyorlar. Nasıl mı? Mesela cuma 13'te Fransa'da şans oyunu oynayanların sayısı üç katına çıkıyormuş.

 Ya tutarsa!

      Bu 13 hikayesini anlamak için de biraz gerilere bakmak gerekiyor. Bildiğiniz üzere 12 sayısı çok güzel bir sayıdır. Olimpos'un 12 tanrısı, 12 takım yıldızı,

Küçük ayıdan başkasını da görebilmiş değilim ya, evet tava gibi olan

 12 burç, 12 saat gündüz ve 12 saat gece olması.. Bunlar hep çok güzel şeyler. Ama ardlarından 13 geliyor ve her şeyi bozuyor. Bütün sistemi alt üst ettin be 13. Burada romantik romantik konuşuyorduk.
      Cuma da romalıların suçluları (ya da suçsuz, bilmiyoruz) idam cezasını uyguladıkları gün. Ben olsam ben de sevmem. Hz. İsa'nın da çarmağa gerildiği gün oluyor tabi haliyle. Hristiyanlar için ayrıca bir duygulu.
      Yemek masasında 13 kişi olmanın uğursuzluk getirmesi inancı da

Hz İsa'nın hikayesinden kaynaklanmakta. Son yemeğinde 12 havari + Hz İsa. Ediyor mu size 13. Bu yüzden masada 13 kişi olması demek, birinin yakında öleceği manasını taşıyor. Aslında tamamen dini bir hassasiyet.
      Tüm bunlara karşın İspanya'da 13 cuma değil, 13 salının uğursuzluk geleceğine inanıyorlar.
      Çok baydım, biliyorum. Ama bunu da paylaşırsam bu 13 cuma korkunuzdan tamamen arınacaksınız; çünkü iyice gına gelecek:)  13 cuma korkusunun bilimsel adı "paraskevidekatriaphobie" Birazcık da Latince 101: paraskevi= cuma; dekatria= on üç; phobie= korku.

      Sonracığıma ekmeği masaya ters koyma olayı var. O da orta çağdan kalma bir alışkanlık. Sınıfta öğretmenimiz kısaca nedenini anlattı. Uzunca versiyonu için Cumhuriyet Gazetesi'nde böyle bir yazıya denk geldim.  http://www.cumhuriyet.com.tr/koseyazisi/430790/Celladin_Ekmegi.html
      Fransa'da idam cezaları 1981'e, yani bu ceza tamamen kaldırılana kadar giyotinle uygulanıyordu.


Ondan önce de yallah bismillah cellat efendinin bileğine kuvvetti.

Millet idam cezalarını çoğu zaman keyifle izlemekle birlikte cellatla kanka falan değillerdi. Açıkçası kimse sevmezdi onu. Sütoğlan kadar bile sevmezlerdi. Günahları kadar bile sevmezlerdi. Sevmezlerdi işte. Hatta onun yiyeceği ekmeği (le pain du bourreau), diğer ekmeklerden uzağa koyarlardı. Dalgın bir vatandaş alıvermesin diye de ters koyarlardı ekmeği. Damgalı taahhütlü. Olay bu işte. Ters koyunca bir şey olduğundan değil:)
   
      Burada dikkat edilen bir diğer konu ise çiçeklerle ilgili. Aman dikkat bu gerçekten önemli! Fransa'da kimseye kasımpatı ve ya karanfil vermeyin. Çünkü bu çiçekler ölümü hatırlatıyor. Mezar ziyaretlerinde bol bol kullanabilirsiniz. Halbuki ne çok severim bu iki çiçeği.

Hele annem kasımpatıya bayılır. Ben de minik karanfillere. (ay çok sevimliyiz)

      Bunların dışında, cuma günü yeni kıyafet giymek, tuzu masaya dökmek (tuza yazık tabii), geceleyin siyah bir kediyle karşılaşmak (zavallının suçu neyse), merdivenin altından geçmek (zaten bu uğursuzluk değil aptallık, ne işin var senin orada), yatağın üzerine şapka koymak (yanlışlıkla üzerine oturmayalım diye herhalde), evde şemsiye açmak (töevbe tövbeee), ayna kırmak (cezası 7 yıl mutsuz cinsel hayat), aynı kibritle üç sigara yakmak (bence yakabilene bravo) da uğursuzluk getirdiğine inanılanlar.
      Dilek dileyerek tahtaya dokunmak, dört yapraklı yonca bulmak, kapının üzerine at nalı asmak (onun da orada ne işi var anlamış değilim), bardak kırmak (bak bunu sevdim, bugün çok şanslıyım o zaman), Sol ayağınızla köpek pisliğine basmak (sağa bonus yok), deniz askerlerinin (marin) beresinin kırmızı ponponuna dokunmak (son cümlenin her kelimesi ayrı komik bence) , uçan bir uğur böceği görmek ve gök kuşağı görmek de uğur getirdiğine inanılanlar.

      Kökeni bu taraflar diye bu gelenekleri sürdürecekler, diye de bir şey yok elbette. Ben burada "Aman ekmeği ters koymayalım, aman bu gün 13 ve cuma, evden çıkmayayım,
 " Bir cuma 13'ü huzurluca geçirmenin yolu; yataktan çıkma-mak!" Daha garanti... (Bu da işi iyice abartmış!)

 bardak kırdım şıkıdım şıkıdım" diye dolaşan kimseyi neyse ki görmedim. Ya da şimdiye kadar tanıştığım insanlar yeterince aklı başında tiplerdi. Belki de ondandır.

      Kısaca ve hatırladığım kadarıyla diğer ülkelerden de bahsedelim.
Kolombiya: El çantasını yere koymak uğursuz, güvercin pislemesi uğurlu.
Peru: Dream Catcher'lar oldukça revaçta,


 kızıl gerdan (bir kuş cinsi)

görmek uğurlu.
Çin: Jade (yeşim) taşı


(bizdeki nazar boncuğu gibi) koruyucu.
Vietnam: Aynı fotoğrafta üç kişi olursa birinin öleceğine inanılıyor. (İyi bir nüfus planlama yöntemi olabilir). Ayağın kaşınması yolculuğa dalalet.
Bangladeş: Yeni doğan bebeklerin alınlarının sol üst kısmına nazardan korumak için siyah bir nokta konduruluyor.
Gürcistan: Birinin sizin hakkınızda konuştuğunu, kızaran kulaklarınızdan anlıyorsunuz.

      Eğer siz de değişik batıl inançlar biliyorsanız ve paylaşmak istiyorsanız listeye ekleme yapabiliriz. Şimdilik bu kadar batıllık yeter. Hepinize iyi günler. İyi pazarlar. Tekrar görüşmek üzere esen kalın efendim. TRT kapanış müziği. İstiklal Marşı ve kapanış.


17.04.2015, Lyon  



14 Nisan 2015 Salı

Havadan Sudan

Herkese Kucak Dolusu Merhabalar (iğrençliğim üzerimde sevgi pıtışları),

      Bu yazımda her zamanki gibi saçmalamazsam (Daha çok saçmalama potansiyelim var bugün) şaşırmayın; çünkü bildiğiniz üzere çook uzun zamandır yazmadım. Hemen bahanelerimi de sıralayayım:


1- Birinci sebep okul. Çok çalıştığımdan değil; ama yine de gitmek, arada bir ödev yapmak gerekiyor.

Ödevsiz bir dünya hayal edin!

2- İkincisi Türk kültürünü göstereceğim, diye yırtınmam. Çağırabildiğim kadar kişiyi çağırıp, yedirip, içirdim. Devamı da gelecek!


Kahvaltıya geldiklerinde şok olan yüzlerini görmek, paha biçilemez elbette. 

                             

Tüm yorgunluk gidiyor. Biz kahvaltı bekliyorduk, sen ziyafet hazırlamışsın, diyorlar. E Türküz biz oolum, bizde böyle. Bi' dönem misafirlerle debelendim. Sonra baktım olmuyor, yoruluyorum falan o işleri bıraktım. 

3- Okulumuz iki haftalık bahar tatiline girdi.


 Ondan istifade edip bu yazıyı yazabiliyorum. Tatilden sonra da Çinli kızlarla yaptığımız günün sırası bana geliyor. Bildiğin yemek yeyip, sohbet ediyoruz, aynı Türkiye'de yapılanlar gibi. Bu arada Çinli dedimse arada bi' Koreli, bi' Kolombiyalı, bi' de İngiliz var. Diğerleri Çinli.

 Tam fıkra gibiyiz yeminle.

4- Dördüncü ve en önemli sebeplerimden biri, blogun bir şeylere yaradığını görmeye başlamış olmam. Hiç tanımadığım iki kişiden mesaj aldım.  Çok motive edici bir şey. Ve biriyle görüşmeye bile başladık. Ay çok heyecanlı hihi. Türk arkadaşım mı oluyor ne burada? Demek ki okunuluyormuş yazdıklarım:)) Ne mutlu bana!!

Sizi daha motive görmek istiyorum. Daha çok okur demek, daha çok arkadaş demek. Daha çok daha çok, hep bana hep bana...

Bu arada yukarıdaki görseli ararken bulduğum şeye bakın. Çok iyi denk düşmemiş mi:)?

5- Sizi özledim, yazmayı özledim. Resmen kafam yazacaklarımla doldu ve taşıyor. Sonra sıkıntı veriyor bu taşma durumu.

6- Belki siz de beni özlemiş olamaz mısınız?

Bu kadar olmasa da, belki birazcık?

7- En zottirik sebebim; komiklikli paylaşım sitesi Onedio yeni yazar alacakmış. Katılmak isterdim doğrusu; ama beni almazlar bence. O yüzden ben buradan onlara rakip olmaya karar verdim. Meydan okuyom lan var mı! Dört kişilik takipçi kadromla meydan okuyorum. Her hafta içerik paylaşacağım bundan sonra. (sonraki yazı haziranda:P)

8-Türkiye'de son saatlerde bir facia yaşanmamış olmasını da fırsat bilerek yazıyorum. Bu durumlarda zaten insanın bir şey yazası gelmiyor. Ki benim amacım hebele hübele konularda yazıp kendimi, mümkünse de sizi eğlendirmek olduğundan, cani cinayetler, yenilen milyon, milyar dolarlar, haksızlıklar, hukuksuzluklar olmadığından yazamıyorum kardeşim olmuyor.

      Bu yazımda serbest olacağım. Konulu değil bu seferki (ay çok güldüm kendime). Görüşmeyeli siz neler yaptınız siz de paylaşın anacım birazcık. Böyle solo takılmak çok keyifli değil. Yine de idare ediyoruz. Örneğin radyoyu açıyorum. Bütün gün onu dinliyorum. Kendi kanalımı da sadece bir kaç gün önce bulmuş olmam da ayrıca acıklı. RTU  diye bir radyo. 89.8 de çıkıyor. Lyon'daysanız buyurun birlikte dinleyelim. Sabit bir tarzı yok. Az önce etnik müzik çalarken, şimdi de house müzik mi denir, ondan çalıyorlar. Türkiye'de olsa araya da bir İbrahim Tatlıses attırırlardı kesin. Tam bana göre:)))

O değil internetten de dinleyebilirsiniz. http://rtu.fm/

      Doğum günümde arkadaşlarımı eve çağırdım. Kendime pasta falan yaptım. Yemekler, içecekler, salata falan hep on numara oldu. Hediyelerim de süper. En süperini ise TCL (otobüs işletmesi)'den aldım. Nisan ayında otobüs kartıma yükleme yapmaya çalıştım. Olmadı beceremedim. Bana büyük tarifesini (aylık sınırsız 60€) kaktırıyor. Bellecour Meydanı'ndaki merkezlerine gittim. Hacı bu ne iş, dedim. Yaşımı sordu. 28 dedim. Ondandır o zaman, dedi. 28€ yerine 60€. Oldu canım. Zaten yaz geldi. Siz orada kar mar uğraşırken biz dün gece pencere açık yattık, hehe. En kötü yürürüm, dedim. En kötüsü bu yani düşünün; çünkü eşime doğum günü hediyesi olarak trottinette aldırdım (zorla ama evet aldı). Zorla olmasının sebebi ;ise benim istemem olmasıymış, sürpriz olmalıymış. Annesigil de cam kalemi almış. Cam kalemi dedimse cam kalemi değil, gravöz. Camın üzerini çizerek yazı yazıyorsunuz. Ama siz almayın çok gürültü yapıyor. Neyse ne diyorduk, trottinette.


 Önce düşerim diye korkuyordum; ama düşmedim henüz. Araba falan da çarpmadı. Türkiye'deki düşünce yapısından sonra, öldürülmeden, ezilmeden böyle bir araç sürülebileceği algısını yeni kurdum daha. Adı Terör. Hehe!! Nasıl kullanıyorum siz düşünün. Tam Türküm vallahi.Yakında kuru kafa yapıştırması alacağım ona. Bir de zil, korna bir şeyler. Elinizde fazladan havalı korna varsa talibim. Yürümekten yaklaşık olarak iki kat daha hızlı. Tam ölçmedim henüz. Ölçünce söylerim.

Hediyelerim

      Kızlarla yapılan günlerden birinde Çin mantısı yapmayı öğrendim. Bizimkinden neredeyse hiç bir farkı yok. Sadece oldukça büyükler. Bardak ağzı büyüklüğünde hamurlara dolduruyorlar içini. 


İç olarak da kıyma kullanıyorlar. Ya da yumurta ve karides. Çin lahanası da vardı. Hangisi hangisinin içindeydi tam hatırlamıyorum; ama bütün kombinasyonlar mümkün bence. Onlar da öyle söylediler zaten. Kafana göre takılabilirmişşsin. Baharat olarak da yine kafana göre takıl metodu. Pişirme kısmı içinse; kaynamış suya atıyorlar mantıları. Su tekrar kaynamaya başladıktan sonra birazcık soğuk su katıyorlar. Tekrar kaynamasını bekliyorlar. Sonra iki defa daha tekrarlıyorlar bu işlemi. Böyle olunca pişmiş oluyormuş. Aslında pişme zamanını tam bilemedikleri için sanırım. Çin mantısı tarifi de verdim hadi yine iyisiniz.

      Son zamanlarda takı yapmaya merak saldım. Saldım da ne oldu. 4  rue Gentil de harika bir dükkan var. Marchande de Couleur mü ne.

İncik, boncuk hıaaa!!

Allah'ım cennet gibi bir yer. Adı gibi rengarenk. Her şey düzenli, tertemiz. Yerler bile dizayn. Ama fiyatları bir görmeye görün. Ya da hiç görmeyin. Bizim 100gramı 50 kuruş olan şeyi onlar tanesi 50 santime satıyorlar. Hadi len oradan, dedim ve çıktım. Ama aklım orada kaldı. Bir zincir gördüm, metresi 24€. Ühüüüü istiyom istiyom. Ne yapacağımı bilmiyorum ama istiyorum. Takı yapmaktan herhangi bir şey anlamasam da istiyorum. Para biriktirip o zinciri alacam. "Benim olacak fıstık, vurucam kırbacı vurucam kırbacı."

      Okulla birlikte Modern Sanatlar dersi için bir modern sanat sergisine gittik. Confluence'ın tam karşısındaki Region Rhone-Alpes sergi alanında yılda en az iki üç sergi olur. Biz de nerede beleş oraya yerleş mantığıyla her sergiye gidiyoruz işte. Vaktiniz varsa tavsiye ederim.

Modern sanat denince illaki çirkin olması gerekmiyor. Bakın şirin şeyler de var!

Ödevimi hazırlamak için seçtiğim parça.


     Sonracııma çokk güzel Fossil bir saatim vardı. Son zamanlarda da pek çok kişinin kolunda görmüştüm. İnstagram hesabımdan da bahsettiğim gibi kordonu mahfoldu ve garantisi bile dolmadan pili bitti. Resmen foss çıktı.

Kordon için 25, pil için 35€ istiyorlar. Saatin kendisi zaten 90€. Ben böyle mantığın taa. Ondan önce kullanmış olduğum Casio saatim hala tıkır tıkır çalışıyor. Dalış bile yaptım ben onunla yaa. Yaşasın Casio! Kahrolsun Fossil!!

      Doğum günümde aldığım hediyelerden bir tanesi de daha önce bahsetmiş olduğum arkadaşım Thang'tan. Bodur gül almış bana. Kendisi de çiçek böcekle uğraştığı için güzel olmasının yanında anlamlı da bir hediye olmuş. Ancak ilk hafta sulamayı beceremediğim için (haftada bir kere sulanıyor) neredeyse kurumuştu. Sonradan olayı kavradım ve kurtardım çiçeği. Taze yapraklar verdi ve bir kaç dakika önce keşfettiğim bir de tomurcuğu var. Ne kadar mutluyum, anlatamam:))

Neredeyse öldürüyordum bu güzelliği:(

       Bu arada daha önce bahsettiğim bebişlerin hepsi de dünyaya geldiler. Hepsi de analarının kuzuları, balları, kaymakları. Ben de görsem, bi' bacak da ben alırım:) Hepinize kolay gelsin kızlar. Çook öpüldünüz.

Bir daha ki yazım batıl inançlar üzerine olsun mu? Olsun, diyorsanız mesaj atın. Olmasın, diyorsanız da yapacak bir şey yok, sizi dinleyeceğimi pek sanmıyorum. Ama yine de mesaj atabilirsiniz.

                                                             14.04.2015, Lyon