2 Mayıs 2016 Pazartesi

Fransa'da Hacı Olmak (Bölüm II)


      İlk bölümde pelerinaja -Pélé du Puy en Velay- (hac) katılma fikrinin nasıl oluştuğundan, kayıt programından ve yolculuğumuzun başından söz etmiştim. Kaçıranlar için buyurun bağlantımız: http://parislikezban.blogspot.fr/2016/04/ben-hac-oldum.html

Cathedral Notre Dame du Puy

      Akşamki Adoration Ayini' nde kalmıştık. Yani en önemli ayinde. En uzun bu sürdü çünkü. Bi' de ayinin adı üstünde "Adoration" yani tapınma. Ben çok yorgundum. Neyse ki yerde oturuyorduk. Spor salonunun yeri ısıtmalıydı, oh, daha n'olsundu! 

      İki sunucu, programı sunuyordu. Bu çocuklar yine pelerinajla gelmiş kişilerdi. Onlar da yorgun olmalıydı; ama pek öyle görünmüyorlardı. Gayet sıcak ve neşeli bir şekilde şakalar, espriler yapıyorlardı. Gerçi pek komik değillerdi; ama olsun. Arada bi' dua etmek için kalkılıyor, sonra değişik bir aktivite yapılıyordu. Açıkçası bu dua sistematiğini pek anlamış değilim. Sanırım alıştıra alıştıra veriyorlar duayı.

 Bir süre sonra dua edilirken kalkmaz oldum; çünkü bu otur kalklar beni iyice yormuştu.

      Bir yandan da, önceden rahipler için ayrılmış olan salonun seyirci kısmında, günah çıkarmalar başlamıştı. Bir haç çıkarmayla başlayan günah çıkarma, itiraflarla devam ediyor,

rahibin, elini günah çıkaran kişinin başının üstünde tutmasıyla bitiyordu. Uzaktan ancak bu kadarını anlayabildim. Bu arada öğrendim ki, vaftiz edilmemiş olduğum için, günah çıkarma hakkım yokmuş, bu yüzden onlar günahlarımı affedemezmiş. Tüm hayallerim suya düştü, desene. Onun yerine salonun kenarlarında kurulmuş olan küçük gruplara gidip, konuşup, sorup, benim için dua etmelerini isteyebilirmişim. Ya da Hz İsa'nın önünde küçük bir kutuya dertlerimi yazdığım kağıdı koyabilirmişim. Evet birazdan Hz İsa'yı getireceklerdi.

Ama önce uyuşturucu bağımlısı olup da, ölümün kenarından Hz. İsa'yı bulması sayesinde dönen gençleri dinleyip, hikayelerine üzüldük.

Sonra kalkıp, biraz daha dini şarkılar söylediler.

Çok eğleniyoruuuz!

Hatta bazen dans bile ettiler. Dans dedimse; kültür fizik hareketlerine benzeyen şeyler. Çok eğlenceli bir şey beklemeyin. Gerçi bazı dini topluluklardan arkadaşlarım bu kültür-fizik dansını bile pek onaylamadılar ve dans etmeyerek olayı protesto ettiler. Rahibe olan arkadaşım Cecilia ise; gençleri çekmek için böyle şeylerin gerekli olduğunu düşünüyor. Ona hak veriyorum. Aklımda kalan en belirgin sahnelerden biri, bu dans olayı çünkü.

      Sonra salonun ışıkları loşlaştı ve tütsüler eşliğinde Hz İsa'yı getirdiler. Tam olarak ne olduğunu anlamadım açıkçası. Güneş şeklinde bir ikonmuş Hz İsa. Tütsülerin ferah bir kokusu olsa da o an biraz mayışmış hissettim kendimi. Zaten yorgunluktan bitik durumdaydım. Tabii yaşadığım duygusal şoklar da cabası. Pek çok kişi eğilerek, diz üstünde ya da hiç olmadı boynunu eğerek durmadan dua ediyordu. Şok dedimse de, abartılı bir şey değil; ama bu kadar dua da bende bir yan etki yarattı tabii. Rahipler Hz İsa'yı grupların önünden geçirerek dua ediyor, insanları kutsuyordu. Buna karşılık cemaat de dua ediyor, haç çıkartıyordu.

Haç çıkarmayı bilmeyenlerimiz için güzel bir şema. Bu arada bana sorsanız, bin defa görmüş olmama rağmen hiç bir fikrim yok ne taraftan başlar, nerede biter... Tınnn...

      Gece, haç çıkarmalar, dualar ve günah çıkarmalar arasında bitti. Gece yarısı 12:00-1:00 gibi spor salonu sadece kızlara kaldı. Uyku tulumlarımızı ve matlarımızı serip bir güzel uyuduk. Gerçi ben her saat başı uyandım, yüzlerce insanın arasında ilk defa bir spor salonunda uyuyordum, sanırım bundan olsa gerek.

      Sabah 6:00'da kalkıp hazırlandık ve ekmek, tereyağı, reçel, peynir, kahve ile güzel bir kahvaltı yaptık. Öğle yemeği için çıkınımızı da dağıttılar ve tekrar spor salonunda toplandık. Tabii ki biraz daha dua etmek için. Sonra gruplar, yine dualar eşliğinde yollarına koyuldu. Spor salonundan çıkarken o müzik sayesinde kendinizi dünyayı kurtarmaya giden birer kahraman gibi hissediyorsunuz. Hem de bu kurtarma işine yalnız ya da küçük gruplar halinde gitmiyorsunuz. Cümbür cemaat, herkes birden, 

yani 946 genç insan. O an ne kadar güçlü hissedebileceğinizi düşünün. Gerçi ben kendimi gruba ait hissetmediğim için o gücü pek duymadım; ama gönülden bağlı olduğum insanlar olsalardı,

tutmayın küçük enişteyi, durumu olabilirdi. Gençler yola çıkmadan önce yanlarında getirdikleri gitarlarla dini şarkılar söyleyerek coşuyor, coşturuyorlardı. Tüm yol boyunca hiç kimseden öff yine mi yürüyeceğiz ya da dua edeceğiz gibi ne bir mızmızlanma, ne de en ufak bir şaka duymadım. Biz de olsa kesin, en azından bi' şaka fısıldaşılırdı.

      Yola çıkınca, yürümek daha kolay geldi. Yol düz gibiydi; ama sonra yokuşlar da işin içene girmeye başladı. Yolda tıkanan bir kaç kişi oldu tabii. Ben kendimden beklediğimden daha iyi bir performans çıkardım açıkçası; iki günde çantayla 30 km yürüyebilirmişim. Bu arada yürümekte zorluk çekenler için araba çok da uzakta değildi. Hemen gelip alabilecek araba ve servis aracı tahsis edilmişti zaten. Yolda sadece yürümedik elbette, bol bol da dua ettik! 

Yine susmalı ve sadece bir amaca yönelik dua etmeli bölümler de mevcuttu. 

Antika arabaların geçidine de denk geldik.

      Bir ara gruplardan birer kişi, ellerinde, geldikleri bölgeyi temsil eden bayraklarıyla, bir tepeyi koşarak tırmanıp, bayrak dikme yarışı yaptılar. Ben o sırada o kadar yorgundum ki, büyüklerimizin "Gençlik işte!" lafını hemen benimseyiverdim.  Öğleye doğru tepelik güzel bir yere geldik. Varmak üzereyken, bizden önce gelmiş olan gruplardan veletler  yukarılardan "Vouus etes fatigués!" (Siiiiz yorgunsunuz!"), diye tezahürat yapmaya başladılar. Biz de "Non, nous sommes pas fatigué." (Hayır, yorulmadık) diye cevap veriyorduk. Sanki evet, yorgunuz yani, bir el atsan şu çantaya n'olur sanki, desek daha iyi olurmuş gibime geliyor. 

Şu tepelik yer olur kendileri.

Bina kale içi gibi bir yerdeydi. Muhtemelen eski askeri bir yapıydı. Çantalarımızı bize belirtilen yere bıraktıktan sonra; artık yemeğimizi yiyebilirdik. Küçük grubumuzla birlikte, çimlerde oturarak, sohbet ederek öğle yemeğimizi yedik. Yorgunluktan hiç kalkacak halim yoktu. Zaten hemen bir yere gittiğimiz de yoktu. Kardinal bir konuşma yapacaktı. Gençlerle buluşmaya gelmiş. Neşeli ve sevimli bir adama benziyordu. Haccımızın konusu olan "Misericorde"  (bağışlama, yargılama, aman) üzerine bir konuşma yaptı. İncilin ilgili olan bölümlerine bolca vurgu yaptığı bir konuşma oldu. 

Biz de çim amfiden ilgiyle izliyorduk. Arkadaşım Cecilia yorgun olduğumu bildiği için, istersen sonraki bölüme gelme, dedi. Ben de buraya kadar gelmişim, sonunu da görmem şart, dedim. İyi ki de öyle yapmışım. 

           Dualar ve dini şarkılar eşliğinde, kısacık bir şehir turundan sonra çok ihtişamlı bir katedrale geldik.


      Katedral Notre Dame du Puy. Katedralin yarısı şehirde, diğer yarısı da dağın içindeymiş. İçeri girmek için baya bir merdiven çıkılıyor; ama değer. 

Girişte gelen hacılara dini bir boyun bağı verilirken, vaftizine sadık kalmayı unutma, diye öğüt vermeyi de unutmuyorlar. Neredeyse beni bir gülme tutuyordu, o an. Onun yerine tabii, evet gibi bir cevap vermeyi becerdiğim için kendimi tebrik ediyorum. Kalabalığın içinde yavaş yavaş kiliseye girdiğimizde bizi küçük bir orkestra karşılıyor. Muhteşem bir ses sistemi ve çalınan parçalar da bir o kadar etkileyici. Seyirci tarafında yerimizi alıyoruz. Konuşmalar yapılıyor, dualar ediliyor. Her zamanki gibi bir otur, bir kalk sistemi olunca ben daha çok oturmayı tercih ediyorum. 

       Katılımcılar genç olunca tezahürat da eksik olmadı elbette. Herkes kendi grubunun adı okununca çılgınca bağırarak tezahürat yaptı. Biz de eksik kalmadık, hatta en kalabalık biz olduğumuz için en çok ses de bizden çıktı. Sonra da düşünmeden edemedim; acaba bundan 200 sene önce de bizim gibi tezahürat yapan var mıydı, diye:)


      Bu ayin de tamamlandıktan sonra eşyalarımızı almaya gittik, Bir iki grup fotoğrafı çekildik. Ardından da otobüslerimize binip yola koyulduk. Arkamda oturan çocuk nükleer enerji mühendisi ya da onun gibi bir şey olmalıydı; çünkü uranyumun protonlarından, nötronlarından ve nasıl enerji elde edildiğinden falan bahsediyordu. Bu kadar dini etkinlikten sonra normal hayatla ilgili, bilimle ilgili tanıdık bir şeyler duymak beni rahatlatmıştı; çünkü biraz daha haleluya duysam kafayı yiyecekmişim gibi hissediyordum. Ama bu mutluluk durumu fazla uzun sürmedi ve grup başkanımız biraz daha duanın iyi olabileceği gibi bir fikirle geldi ve dini şarkılar tekrar başladı. Ben o sırada yorgunluktan sızmışım. Açıkçası o ortamda o kadar güzel uyudum ki anlatamam. Yorgunluk mu dersin, arabanın beşik gibi sallaması mı, yoksa huzurlu dini şarkılar mı!

Bu da o meşhur şarkılardan biri. Belki yüz defa falan duymuşumdur iki gün içerisinde. Ucundan siz de buyurun. 

      Benim için uykunun formülü çok açıktı vallahi, d şıkkı hepsi birden. Lyon'a kadar mışıl mışıl uyumuşum. Vardığımızda bir an önce eve gitmek için kendimi otobüsten attım ve çarçabuk arkadaşıma veda edip evime geldim. Uzun bir süre din, dindar, haç vs görmek istemediğime karar verdim. Kendimi ancak toparlayıp size bu yazıyı yazıyorum. Sonuç mu? 

Ben Hacı Oldum!


02.05.2016 - Lyon