29 Ekim 2016 Cumartesi

Lyon Başkonsolosluğu'nun 29 Ekim Cumhuriyet Bayramı Resepsiyonu

Merhaba,

      Öncelikle 29 Ekim Cumhuriyet Bayramı'nızı en içten dileklerimle kutluyorum.

Bir cumhuriyetimiz olduğu için çok şanslıyız. Atatürk gibi bir lider, Türk olarak doğduğu için çok şanslıyız. Atalarımızın canları pahasına bize bıraktıkları cumhuriyetimizin kıymetini bilelim. Onu sevip koruyalım, hatta coşkuyla kutlayalım.

Biz kutladık, kutlamalara doyamadık. Hem de evet, bu gurbet ellerde. Türkiye Cumhuriyeti Lyon Başkonsolosluğu'nun verdiği davete, büyük bir sevinç ve gururla katıldık.

Ah nerede o eski bayramlar!

      En güzel kıyafetlerimizi giyindik, süslendik. Arkadaşım Özden ile grupla buluşmak üzere yola çıktık. Hava çok güzeldi.

Sonbahar tüm cömertliğiyle bize bütün renklerini sergiliyordu. Ben ilk defa böyle bir resepsiyona katılacağım için çok heyecanlıydım. Konsolos Bey'i görecek, değişik insanlarla tanışacak, belki daha önce tanıştıklarımla karşılaşacak, hasret giderecektim. Belki güzel Türk yemekleri , hatta belki Türk şarabı da olurdu:) Alkol konusu biraz tartışmalı bir hale geldi bugünlerde biliyorsunuz; ama sonuçta bu bir Cumhuriyet Bayramı resepsiyonu, yabancı davetliler de var ve Fransa laik bir ülke. İstemeyen içmez sonuçta değil mi? Biiz başkalarını rahatsız etmeden içmesini de biliriz!

      Arkadaşlarım Nedim Bey, Zeyno ve İrem'le buluştuk. Ben yanımda getirdiğim topuklu ayakkabılarımı giydim. Halbuki botlar da güzel olmuştu; ama bir resepsiyona da botla gidilmez artık yani:)

      Davet Lyon'da Cité International denilen bir yerde, Mariott Otelde gerçekleşti. Saat 7'de davetliler salondaydı. Biz de oradaydık tabii ki! Girişte konsolos bey tüm davetlilerin elini sıkarak, davetlileri karşıladı. Bu onu ilk görüşümdü ve sevimli bir insana benziyordu. Güven veren bir tipi vardı. Umarım bu izlenimimde yanılmıyorumdur. Cumhurbaşkanımızın sözlerini yardımcı konsolosun Fransızca okuması ve konsolos bey'in yine Fransızca yapılan konuşmasıyla resepsiyon başlamış oldu.

Bol bol fotoğraf çektim ve çekildim.

      Çok güzel insanlarla tanıştım. Örneğin Grenoble'da yaşayan Harika Hanım'la.

 Sarışın, mavi gözlü bir bomba. Gençken çok canlar yakmış olmalı bu minik kadın. Hala da yakabilir, ona göre. 11 yaşındayken gelmiş Fransa'ya. Üzerinden oldukça zaman geçmiş ve şimdi hafif kırık Türkçe'siyle çok tatlı. Bizi bir zamanlar Cem Sultan'ın kalmış olduğu yerde açtığı pansiyonuna davet etti. Davetini karşılıksız bırakmak istemem açıkçası. Harika Hanım bir oyun yazmış, daha doğrusu Moliere'in bir oyununu günümüze uyarlamış ve şimdi de o oyunu oynayacak bir ekip arıyor. Gönüllü var mı gönüllü?

      Merkezi Lyon'da bulunan İnterpol'den Türk arkadaşlarla tanıştık. Bazılarıyla hemşehri bile çıktık. Onlar da çok hoş insanlar. Ben hep FBI ajanı gibi soğuk insanlar hayal ederdim. (Çünkü bugüne kadar çok FBI ajanı tanıdım ya:) Halbuki daha çok Blues Brothers 'a benziyorlar. Bir bakmışsınız İnterpol hakkında bir röportaj yapmışız. Sorularınız varsa; sorularınızı gönderin, birlikte soralım, bu fırsattan faydalanalım!

      Lyon'da kebapçıdan başka, sahibi Türk olan restaurantlar da varmış. İnanılır gibi değil! Hem de pek meşhur bir Fransız Lokantası. Sahibi de çok kafa, çok güler yüzlü bir adam. Bu da başka bir yazımızın konusu olsun yine.


      En bombasıysa Atatürk'ün yaveri Salih Bozok'un torunu ile tanışmış olmam. Onun da adı Salih. Doğal olarak, adam tam bir Atatürkçü. Aman ne hikayeler var ne hikayeler. Kitap gibi, çok bilgili, çok kültürlü. Buradaki üniversitelerde hocalık da yapmış. Çok saygı değer bir insan olduğu kadar da sıcak kanlı.Onunla tanışmış olmak gurur verici. Tabii ki gelecek yazılarımdan biri ona ayrılacak, buna hiç şüpheniz olmasın. Zaten onunla yapılacak projeleri çoktan planlamaya başladık. (Yine sorularınızı gönderebilir, röportajıma katkı sağlayabilirsiniz.)

      Saat 9'da son bulan davetten sonra arkadaşlarla ve yeni tanıştığımız güzel insanlarla ortamlara aktık. Biraz dans ettik, dans ettirdik. Eğlendik, kurtlarımızı döktük. Kesinlikle on numara bir akşamdı. O kadar keyifliydim ki; insanlar enerjimin kaynağının mutluluk olduğuna inanmakta zorluk çektiler. Bu kadar güzel insanla tanışmışım, cumhuriyet bayramımızı kutlamışız, hem de sevdiklerimle birlikte, hem de elçiliğin davetinde. Gelecek için aklımda güzel projeler, planlar, güzel yazı konuları. Bundan güzel ne olabilir ki! Siz de bana yazın, olur mu?

29 Ekim Cumhuriyet Bayramı için yaptıklarınızı yazın. Hepinizi saygıyla selamlıyor ve cumhuriyetimizin sonsuza kadar sürmesini diliyorum.

30 Ekim 2016 - Lyon
Parisli Kezban

9 Ekim 2016 Pazar

Lyon'un En Kısa ve En Güzel Turu (1. Bölüm)

       Lyon'a gelen misafirlerimle ilk iş olarak yapacağımız turdur kendisi. Tabii havanın güzel olması da bu gezi sırasında bir avantaj olacaktır. Ben de aynı sebepten sizi bu tura çıkarmaya karar verdim. Hatta bir gün siz de gelirseniz, kendiniz de bu geziyi gerçekleştirebilin, diye gerekli püf noktalarıyla birlikte.

Füniküler


      Gezimize Vieux Lyon adını verdiğimiz, şehrin eski bölümünde başlıyoruz. Metronun D hattıyla rahatlıkla ulaşabileceğiniz durağın adının da "Vieux Lyon" olduğu yerde inip, metrodan hiç çıkış yapmadan sadece tabelaları izleyerek fünikülere asansör ya da


 yürüyen merdiven aracılığıyla çıkıyoruz. Otobüste, metroda ve tramvayda kullanılan biletlerden biriyle rahatlıkla binilebilen fünikülere, aynı bileti kullanarak bir saat içinde aktarma da yapabiliriz. Yani aynı bizdeki sistem.

      Fünikülere Lyonluların "Ficelle" yani sicim ipi, dediklerini ve 1862 yılından beri hizmet veren bu Ficelle (fisel)'lerin Saint-Just'e gideninin saatte 21,8km, Fourviere gideninin ise 16,2km hızla hizmet verdiğini biliyor muydunuz? Nereden bilecektiniz ben söylemesem! İstatistikçi bir arkadaşınızın olmasının faydaları:) Yaşlarına göre hiç fena değiller bence bu iplikcikler. Ayrıca bir zamanlar "La Ficelle des Morts" (Ölülerin Fisel'i) adında üçüncü bir hattın, cenazeleri Loyasse Mezarlığı'na götürmek için hizmette olduğu da ilginç bulduğum ayrıntılardan.


Fünikülerlere ulaştığımız zaman, sol taraftaki "Saint-Just" tarafına gidene biniyoruz. Sağ taraftaki doğrudan Fourviere çıkıyor; ama ben sizi biraz daha gezdireceğim. Oldukça otantik bir yolculuktan sonra "Minimes-Théatres Romains" durağında iniyoruz. Fünikülerlerimiz 5:23'ten 0:00 'a kadar çalışıyor. Buna uygun bir program yapmakta zorlanmayacağınızı düşünüyorum.

Antik Tiyatro


      Gişelerlerden çıkış yapıp, yokuş yukarı bir kaç metre yürüdükten sonra, solda tarihi tiyatroyu rahatça görebilirsiniz. Giriş için ücret ödeyecek miyiz, diye merak etmenize gerek yok! Hemen söyleyeyim ödemiyoruz ve gönlümüzce gezip, basamaklardan çıkarak manzaranın tadını çıkarıyoruz.


 Elbette fotoğraf çekilmeden ayrılmak olmaz. Arkada kırmızı ile işaretlediğim yerden giriş yapmıştık. Hadi kırmızı noktayı bulun bakalım!

      Théatres Romains, Roma İmparatorluğu döneminde, tahmini olarak  M.Ö. 15 yılında inşa edilmeye başlanmış ve sonuncusu II. y.y'da olmak üzere eklemeler yapılarak, 10 000 seyirci kapasitesine ulaştırılmış antik bir tiyatrodur. Günümüzde de çok güzel  yaz konserleri düzenlenmektedir. III.y.y sonunda Fourviere Tepesi'nin modası geçmiş ve şehrin daha alçak bölgelerine bir rağbet başlamış. Bunun üzerine tiyatronun taşları Saone ve Rhone Nehirleri'ndeki köprü inşasında ve Saint-Jean Katedrali'nin yapımında kullanılmış. Zavallım tiyatrom taş ocağı gibi kullanıldıktan sonra, zaman içinde çakılla çamurla kaplanmış ve Orta Çağ'da ortadan kaybolmuş taa ki 1887'de bir öğretmen tarafından tekrar bulununcaya dek. 1933'te restorasyonuna başlanan tarihi eser, şu an UNESCO'nun Dünya Mirası listesinde. 

Gallo-Roman Müzesi


      Kendimizi biraz daha tarihle şımartmak istiyorsak; merdivenlerin sonunda sağda Gallo-Roman Medeniyetleri Müzesi mevcut. Perşembe günleri ücretsiz olarak gezebileceğimiz müzenin diğer günlerdeki giriş ücreti ise; 4€.

Buyurun giriş.

 2€ya edinebileceğimiz elektronik rehberle de müze keyfimize keyif katabiliriz. 1975 yılında açılan müze, sakin sakin, spiral şeklinde inen üç kat üzerine kurulmuş. 


Duvarların ham beton olmasını ise; yapıldığı döneme ve biraz da iyi niyet zorlamasıyla; içindeki tarihi eserleri öne çıkarma isteğine bağlıyorum. Evet, itiraf ediyorum "Art Brut"ten hoşlanmyıyarom;  ama sıcak bir yaz günü güzel bir sığınak olabilir.

 Müzede kocaman mozaikler,

 ölçüm aleti mi yoksa dünya tasviri mi, ne olduklarını hala anlayamadıkları bu objeler ve

 ne işe yaradığını hiç açıklayamadıkları bu "şeyler" (bereket tılsımı olabilir mi acaba) var.

 
      Takılar, sütunlar, el sanatı ürünleri, heykeller ve diğer tarihi şeylerden başka, en çok bu soldaki baş heykeli dikkatimi çekti; çünkü sanki bunu daha önce bir yerde görmüştüm. Evet! Müze D'Orsay'da idi. Resmen kopyası:) Belki de insanlar tamamen değişik çağlarda, tamamen aynı şeyleri hissedebiliyorlar; çünkü insan, her yerde ve zamanda insan (belki de intihal yaptı, ne bileyim ben)!

      Tarih komasına girmeden, artık müzeden çıkalım ve biraz daha basamak çıktıktan sonra yolun sağına, yani yukarı doğru biraz daha yokuş tırmanalım. Zaten şehrin her yerinden görünen ve ziyaret edilmeden Lyon'dan ayrılırsanız sizi sopayla dövdükleri baziliği görmüş olmalısınız. Evet şimdi oraya gidiyoruz.

Notre Dame de Fourviere Bazilik'i



Her yerden cayır cayır görünen, güzel baziliğimizin giriş tarafı. En sevdiğimden erguvan ağaçları da açmış daha ne olsun! (Fotoğraf bahar aylarında çekildi; yoksa Lyon, bildiğiniz üzere, güney yarım kürede değil:))




Bazilik hakkında daha fazla bilgi için ikinci bölümü bekleyin!
Hepinizi sevgiyle selamlıyorum!!


9.10.2016-Lyon