4 Mayıs 2017 Perşembe

Fransa'da Vatandaşlık Alma

Merhaba Arkadaşlar,

      Yine uzun bir ardan sonra tekrar merhaba! Elbette sizinle paylaşacak çeşit çeşit şeyim var; ama hepsiyle birden canınızı sıkmak istemem, bir tek mevzu şimdilik yeter. O daaa... vatandaşlık mevzusu. Evet dört yıl boyunca bir Fransızla evli olduğum ve bunun en az üç senesinde Fransa'da ikamet ettiğimden, bu hak için başvuru hakkına muvaffak oldum. Tabii vatandaşlığa başvuru hakkı için evli olmak tek yol değil. Beş sene Fransa'da ikamet etmiş olsam ya da bir yıldır ikamet ediyor olup Cezayir vatandaş'ı olsam da yeterli olacaktı. Bakın size çakallık yolu gösteriyorum. Cezayir, diyorum; ama siz bilirsiniz yani:)
 
      Neyse efendim ben dört senelik vademi doldurduktan sonra nasıl vatandaş olunur, diye aranmaya ve prefektürlüğün sitesine bakınmaya başladım. Orada anlaşıldı ki, önceden prefektürlüğe yapılan başvurular artık PIMMS denilen yeni bir organizmadan geçilerek yapılıyor. Yani önce PIMMS, sonra polis departmanı. İşte buradaki PIMMS'lerden birine gittim, elimde yabancı dil diplomam, evlilik cüzdanım, pasaportum, oturum kartım vs ile. Benimle ilgilenen beyin yabancı kökenli olduğu hem tipinden, hem konuşmasından, hem davranışlarından belli oluyordu. Türk olduğumu öğrenince Merhaba Bacım, nasılsın, dedi. Yok yok o da Türk, değildi. Burada bir kaç Suriyeli arkadaşım olduğu için, adamın da Suriyeli olduğunu tahmin ettim. Ama bir şey söylemedim. İyiyim siz nasılsınızla konuyu kapattım. Bazı konulara hakim değildi, olabilir yeni başlamış olabilir, insan her şeyi bilmek zorunda değil. Sorarsın öğrenirsin, o da öyle yaptı zaten. Bana bir dahaki randevuya getirilmesi gereken belgeler listesi ile bir randevu tarihi verdi, 7 ay sonrasına. Hiç şaşırmadım. Fransa'da işler böyle yürüyor. Bugün git yarın gel sistemi burada hiç olmamış. Gelmesi gereken belgeler benim kütüğümden gelmeliydi. Açıkçası Hatay'a gidesim hiç gelmedi. Oraya da birisini göndermek istemedim. Onun için bizim konsolosluğa gidip rica ettim. İstekte bulundular. Sonra bekleki belgeler gelsin, bekleki randevu tarihi gelsin. Belgeler bir türlü gelmedi. Ben de annemden benim doğum belgemi göndermesini istedim. Gönderdi, sağolsun. Sonra adli sicil kaydı için konsolosluğa gittiğimde anne ve babamın da doğum belgelerini ve evlilik kayıtlarını sorduklarını öğrendim. Halbuki gerekli belgeler listesinde öyle bir şey yoktu. Neyse konsolosluktan istekte bulundular tekrardan; ama tabii ki zamanında gelemezdi. Türkiye'den istenen belgeler bir buçuk iki ay sonra gelebiliyor ancak. O yüzden annemden ve babamdan doğum belgelerini ve evlilik belgelerini rica ettim. Anneminki geldi, randevudan bir gün önce. Ben de nasılsa verilen listede yazmıyordu rahatlığı var.

      Neyse efendim işin sıkıcı kısmını bitirdik sayılır.


Sabah stresle karışık, rahatlıktan, saçmalayan fotoğraflar çektim. Stresten otobüste midem bulandı. Açlıktan da olabilir, dedim ve inince bir dönerci bulup bir şeyler atıştırdım. Tabii ki döner. Sonra randevuya gittim. Yine aynı adam. Nasılsınız, iyiyiz, hoş geldik beş gittikten sonra belgelere geldi sıra. Bu arada gerçek bir Fransızla bunları konuşmazsınız, doğrudan konuya girersiniz. Adam sempatikti çok. Ben belgeler tam zannediyorum. Daha birinci belgeden cortladık. Doldurulması gereken formdan iki tane lazımmış. Neyse, fotokopisini çekeriz, dedi. Bu arada gerçek bir Fransız, git o belgeyi getir, al sana randevu (6 ay sonra) der. Sonra başka bir belge daha, yine iki tane olması lazımmış. Gitti onun da fotokopisini çekti. Bunlar size pahalıya patlayacak, bir kebap, diye espri yaptı. Ben de güldüm, ne diyem? Bu arada benim Türk olduğumu görünce yine Türkçesini konuşturmaya başladı. Buyrun, olur, olmaz, kal, evet, çok güzel, oduncu, yaparım.. Dedim isterseniz görüşmeye Türkçe devam edelim. O da ben Türkçe bilmiyorum; ama şarkı söylerim Türkçe, dedi. Ben de muhabbeti fazla uzatmamak için fazla bir şey sormuyorum, özel konularda fazla konuşmuyorum, duymazlığa veriyorum falan. Neyse Türkçe şarkı söylerimde kalmıştık. İbrahim Tatlıses söylerim, İbo, dedi.

Sonra da başladı şarkı söylemeye "İnsan değil buuuuu sanki bir meleeeek". Hayır elin Fransa'larına geliyoruz, bu muhabbetten kurtuluruz sanıyoruz. Olmuyor, olmuyordu. Neyse hep birlikte arkadaşlar bir ikii üçç "Allah Allah Allah bu naaaasıl sevmek..."
   
      Suriyeli  arkaşlarım da İbo'yu severlerdi; ama onlar benim için hiç böyle şarkı söylememişlerdi. Varsa yoksa lahmacun muhabbeti yapıyoruz. Bir lahmacun olsa da yesek, ah lahmacun vah lahmacun. Noktalama işareti olarak lahmacun kullanmak terimini Fransa'da bir Türk ve bir Suriyeli bulmuştur.

      Hatta onların, dedeleri Türkiye'den göçmek zorunda kalmışlar, Birinci Dünya Savaşı sırasında. Dedim, her halde bu adam da onlardan. Sizde Türklük var mı? Var, dedem 1915'te aşağıya inmiş. Halep'ten mi geldiniz? Yok Halep'e 600km...

      Annemin acele posta ile 74 TL ye (oha ama hayat kurtardı) gönderdiği belgenin yanına iliştirdiği İlber Ortaylı'nın Seyahatname kitabının ilk bölümünün Suriye olması da bir tesadüf mü? Alın okuyun, kültürsüzler:)

      Benim için söylenen şarkılar dışında, görüşme gayet iyi geçti. Niye canım şarkılı bölüm de güzel. Düşünsenize elin Fransa'sında Suriye kökenli bir Fransız size Türkçe şarkı söyleyerek iltifatta bulunuyor. Hem de dedesi Türk. Söyle ağabeyciğim, söyle. Kaderimize, gelmişimize, geçmişimize söyle. Sen taa Suriye'lerden, ben taa Türkiye'lerden gelelim, burada resmi bir işlem yapalım seninle. Kaderin şu garip haline bak yani, dedim.
      Belgelerin bazıları yetersiz gelince, eşimden göndermesini rica ettim ve orada çıktısını alıp, dosyaya ekledim. Siz zannediyor musunuz, her şey burada güllük gülistanlık. Tabii ki değil. Yanınıza her zaman istenen belgelerden çok daha fazlasını almak zorundasınız. Dedim, bendeki liste ile sizdeki farklı mı, yok yok aynı imiş. Yemin ediyorum hiç bir şey anlamadım. Neyseki konsoloslukta söylemişlerdi de, annemlerin evlilik belgesi elime ulaşmıştı. Yoksa Allah bilir bir dahaki randevuyu ne zamana verecekti.Yine önemli bir ayrıntı: Belgelerin tercümesi isteniyor listede; ama bizim belgeler çok dilli olduğu için bizi bu zahmetten kurtarmışlar. Bir de özel bir damga türü varmış, bazı ülkelerden istenen. Şimdilik bizimki o gruba girmiyor. Bir de onunla uğraşmıyoruz yani. Bir sonraki  etap beklemekmiş. Beni Prefektürlüğe kayıt ettiler ve şimdi bekliyorum. Bekle, ense yaparak bekle,dedi. Prefektürlükten posta bekleyecekmişim, randevu tarihi için ve o tarih de genelde bir, bir buçuk sene sonraya veriliyormuş. Enem bu ne yaa!? Hala ağır şaşkınlık altındayım.


 Ne diyeceğimi bilemiyorum.

Sonuç olarak bir buçuk senelik bekleme süresi başlamıştır.


Kapanış müziği ve La Marseillaise




04/05/2017, Lyon

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Hı hı evet! Hımmm...Devam edin lütfen...hımm..