1 Haziran 2017 Perşembe

İtalyan Mutfağında Yapılmaması Gerekenler

Merhaba Arkadaşlar,

      Bugün size başımdan geçen komik ve utandırıcı bir olayı ve benim bundan yeni haberdar olmamı anlatacağım.

      Burada bildiğiniz üzere insanlar haftada 35 saat çalışıp, çok yoruldukları için (ücretsiz fazla mesai yok, olacaksa da ücretli olacağı için yok, yani yok) hafta sonu çalışmak yok. Tüm bunların üzerine çok yoruldukları için yıllık 5 hafta izinleri var. Sonuç; yıllık iş dönemi sonunda bir kaç hafta alınmamış izin kalabiliyor ve tabii bunlar ziyan olmasın, diye son anda kullanılıyor. Biz bu son iki haftada eşimle evdeydik, nedenini siz tahmin edin. Evet kullanmadığı izinlerini almıştı. İkimiz de süper tembel olduğumuzdan (ayıptır söylemesi havalar burada çok güzel ve bir mayışıklık geldi, yoksa elbette tembel değiliz) markete gidip de yiyecek bir şeyler almaya üşendik, o zaman hadi restauranta gidelim, dedik. Onda da ben çok ısrar ettim, yoksa eve suşi de ısmarlayabilirdik; ama hayır illa o restauranta gidilecek. Neyse gittik ve kapalıydı. Neden bilmiyoruz, belki onlar da yıl sonu tatillerini kullanıyorlardı. Buradaki restaurantçılar da rahat, ağustosta kapatır tatile giderler, haftasonunda açmazlar, pazartesi açmazlar, canları isteyince açarlar. Hemen yakınlarında başka bir yer vardı. Eşim orayı denemek istiyormuş uzun zamandır. Ben de peşinden gittim. İtalyan restaurantıymış. Iyy, dedim; umarım makarnadan başka yiyecek bir şey bulunur; çünkü bir makarnaya bir ton para vermek istemiyorum.


Ne kadar saçma yani, di mi?! Lokanta gayet eli yüzü düzgün, orijinal ; ama sade bir mekan. Duvarlara şarap şişeleri asılmış. Şarap şişelerinden avize yapılmış, duvarda rende, kepçe, çatal, kaşıkla dekorasyon tamamlanmış. Karşıda bir dolapta şarap şişeleri. Açıkçası Fransa'da o kadar şarap içtim; ama İtalyan şarabından aldığım tadı hiç birinde almadım. Şaraptan çok anlamam ; ama Fransız şarabı halt yesin İtalyan şarabının yanında.



      Girişte bizi çok sıcakkanlı ve kibar bir garson karşıladı. Konuşması o kadar sertti ki, yani italyan ya hani, r'lerin oturaklılığından pek bir şey anlayamadım; ama kibardı orası kesindi. Bize yer gösterdi. Yerimize oturduk. Duvarda bir kaç menü ve italyanca bir şeyler yazıyordu. Valla da anladım billa da anladım. Fransızcaya o kadar yakındı ki bu cümlenin kelimeleri. Diyordu ki "La vita è troppo corta per mangiare male" yani gte giren şemsiye açılmaz. Eşim sağolsun beni düzeltti ve diyorki sevgili karıcığım "Hayat kötü yemek yemek için çok kısa!"dedi (Böyle bir hikayenin doğruluğunun sağlamasını sevgili karıcığım hitabından yapabiliriz) Adamlar hayatın anlamını çözmüş. Biz de yapıyoruz, yiyoruz. Hatta bizim mutfağımız onbeşbinmilyon kez daha zengindir. Ama bunu elin adamına sadece zevksiz bir şekilde döşenmiş kebapçıdan ibaret olarak gösterirsen ve bundan milyonlarca yaparsan, ne kendine saygın kalır, ne de kendini bir şey zannettiğin için başkasına saygın kalır. Konuyu daha fazla dağıtmadan, kısaca bu italyanlar bu işi biliyor, demek istiyorum.

     Garsonumuz, günün menüsünü tanıttı, şefin  tavsiyesini tanıttı. Normalde balık varsa ben balık alırım; çünkü evde yapınca kokuyor, hele bir de bizim ev hiç mi hiç uygun değil (amerikan mutfak olunca; amerikan mutfağa son, kahrolsun amerikan mutfaklar). Adam öyle güzel anlattı ki patlıcanlı salçalı, limon rendesi ile hareketlendirilmiş soslu, bilmemne peynirli ravioli aldım. Hani makarna almıyordun, naaber!! Antre olarak da şarküteri ürünlü salata aldım. Eşim ise domates dolması ile mozarella ve salata aldı antre olarak. Bizim başlangıç (entrée) ürünleri gelince ve bizim hoşumuza gidince, dedim buna bir şarap iyi gider. Aslında almayı hiç düşünmüyordum; ama buraya gelmişken bu fırsattan faydalanmamak olmazdı. Efenim şarabınız meyvemsi mi olsun, şöyle mi olsun böyle mi olsun, derken benim çalışmadığım yerlerden sormaya başladı. Dedim bilmiyorum. Adam hemen tamam ben size güzel bir şarap getireyim; hem makarnanızla da iyi gider. Şarap geldi, gerçekten o kadar güzeldi ki, şarabın derinliği, rengi, süresi vs on nümero beş yıldızzo idi(bak italyanlaşmaya başlamışım bile, hep o yemeğin etkileri). Yemek geldi, görünüş zaten güzel (fazla tınmam) ama ilk çatalı aldım; anam n'oluyoruz sandalye mi uçuyor ben mi? O kadar güzeldi ki.. Patlıcanın makarnaya, makarnanın limona, domatesin peynire aşkını italyanca anlatmaya başladığını, duydum. Yeminle şaraptan değil. yemeğin güzelliğinden. İlk çatal mükemmel, peki ya ikinci o da mı mükemmel olur, o da mükemmel. Üç, dört.... Neyse yedik bitti. Yaşandı ve bitti. Sonra bizim garson geldi. Efenim nasıldı? Zaten her etapta gelip fikrimizi soruyordu. Ben de çok beğendim ya yemeği. Güzel bir jest yapıp ne kadar beğendiğimi anlatacağım. Şu bizim el hareketi var ya tüm parmakları birleştirip, elimizi bilekten aşağı yukarı sallıyoruz. Hmmm çok güzel olmuş. Ben de onu yaptım "Tres bon, tres bien" (çok iyi, çok güzel).
Garson bana ters ters bakıp, sonra eşime, ne demek istiyor bu, dedi. Ben de bu sırada gülümsüyorum, hatta bir marifet yaptığımı düşünüp gülüyorum.Meğersem İtalya'da nah işareti gibi bir şeymiş. (Gülmeniz için süre veriyorum).......
.........
.........
.........
Yeter gülmeyin yeter, benim de bir gururum var.

Daha detaylı bilgi için;
http://www.zaytung.com/blgdetay.asp?newsid=315574

Hatta;

Eşimin de haberi yok ki bir şey söylemedi. Ya da pislik yapıp söylemedi. Her şeyi bugün arkadaşıma "Koş koş bak süper İtalyan restaurantı buldum" diye anlatırken öğrendim. O da aynı hataya İtalya'da düşmüş. Aman siz beni dinleyin, yapmayın:) Sonra yemek değil, dayak yersiniz vallahi:) İtalyan mafyasından bahsetmiyorum bile.



      Sonu mutlu bitiyor bu hikayenin neyseki. Yemeğimizi harika bir tiramisu ile taçlandırdıktan sonra, garsona yemeği çok beğendiğimi, her gramından zevk aldığımı, yıldızlı beş pekiyi verdiğimi söyledim. O da bizim görevimiz yemeğin insana zevk vermesidir. Bu görevi yerine getirebildiysek, ne mutlu bize, dedi. Üstüne de "Size bir limonçello ikram edeyim o zaman" dedi. Tabii ikrama dayanamam. Onu da içtim. Kolonyaya şeker koysam da aynı tadı vereceğini düşündüğüm bir içecek kendisi, yine de bedava sirke hikayesi.) Sonuç; adama bilmeden hakaretle karışık iltifat etmiş olmanın dayanılmaz hafifliği ve dayak yiyeceğime, ikramda bulunulmuş olması. Neyse ben gidip bir özür falan dileyim bari, n'olur n'olmaz:)



      Bu arada Lyon'a gelirseniz yapılacaklar listesine bir yenisi daha eklendi. Lello Restaurant, adres 231 Rue Paul Bert, 69003 Lyon. Öğlenleri ve perşembe ve cuma akşamları ise rezervasyonla gidilebilir.

                                                       01/06/2017, Lyon


Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Hı hı evet! Hımmm...Devam edin lütfen...hımm..